"Toprak, sadece ayak basılan yer değil; uğruna can verilen yemin yeridir. Bazı hayatlar kısadır, ama yaktıkları meşale asırlara uzanır."
KÖYÜNDEN KOPAN GÖNÜL: KİMLİĞİ VE İDEALİ
Mahmut Özkan. Yirmi üç bahar görmüş, fidan boylu bir yiğit. O, sıradan bir hayat sürmek yerine, kendini bir yeminle mühürlemişti. Ordu’nun Çamaş ilçesi, Danışman Köyü’nden yükselen bu genç ruh, Samsun’a yerleşmiş olsa da, kalbini Türk İslam Ülküsü’nün büyük davasına adamıştı. Onun için hayat, kuru bir biyografi değil; inancın, davanın ve sarsılmaz bir bağlılığın sahnesiydi. O, sadece yaşayan biri değil, ülkücü hareketin davasını omuzlayan kararlı bir neferiydi.
DÖNÜŞ VE KADERİN VAKTİ: RAMAZAN VE KUTLU VAZİFE
Takvimler 23 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının manevi huzuru, Anadolu’nun üzerine çökmüştü. Mahmut Özkan, bu kutlu ayın bereketiyle dolmak için, gurbeti geride bırakıp ata topraklarına, Ordu’ya geri dönmüştü. Öğlen vakti, ruhunu arındırmak için caminin eşiğinden içeri girdi, Rabbinin huzurunda durdu ve namazını eda etti. Bu anlar, tehlikenin kol gezdiği topraklarda dahi, onun maneviyatından asla ödün vermediğinin, inancının en öncelikli kalkanı olduğunun kanıtıydı.
BİR YEMİNİN NEFERİ: ÜLKÜ OCAĞI ÖNÜNDEKİ SÜNGÜ MİSALİ DURUŞ
Caminin huzurundan ayrıldıktan sonra, adımları onu ülkücü varoluşun simgelerinden biri olan Hergün gazetesinin bayisine taşıdı. O, dünyayı ideallerinin penceresinden okumak isteyen bir dava adamıydı. Gazetesini alıp, fikirlerinin filizlendiği mekânın, Ülkü Ocaklarının önüne geldi.
İşte tam o anda, inancın bedelini ödeme vakti gelmişti. Mahmut Özkan, göğsünde taşıdığı ülkü uğruna, o kutsal mekânın önünde, dimdik dururken; pusu kurmuş devrimci solcu-komünist militanlar, kalleşçe bir silahlı saldırı başlattılar. O, inandığı değerlerin nöbetindeyken, hain kurşunların hedefi oldu. Ağır yaralanmıştı. O’nun duruşu, ideallerin bir gün bile eğilmeyeceğinin destansı bir ilanıydı.
ÇARESİZLİĞİN KIKSACINDA: SON NEFES VE ÖLÜMSÜZLÜK YOLCULUĞU
Vurulan bir kahramanın kurtarılması için verilen mücadele, acı bir imkânsızlıklar zincirine dönüştü. Jandarmalar tarafından derhal Fatsa Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak kaderin cilvesi ve dönemin karanlığı, kahramanın karşısına yeni bir engel çıkardı: Hastanede onu hayata döndürecek bir doktor yoktu.
Zamanla yarışılan, kanın aktığı o çaresiz dakikalarda, Mahmut Özkan, Ünye Devlet Hastanesi’ne doğru umutsuz bir yolculuğa çıkarıldı. Ağır yaralı bedeni, son bir gayretle hayata tutunmaya çalışıyordu. Fakat yol uzundu, imkanlar kısıtlıydı ve kanın sesi, zamandan daha hızlıydı. Ünye’ye varmadan, henüz yolda iken, Mahmut Özkan, hayatını, adanmışlığına mühürleyerek şehitlik mertebesine yükseldi.
O, inandığı değerler için kanını akıttı. Bir ülkü uğruna 23 yaşında düştü ama attığı her adım, arkasından gelen binlerce gence, sarsılmaz bir inancın mirasını bıraktı.
"Mahmut Özkan sadece vurulup düşmedi; o, inancının zirvesinde bir bayrak gibi dalgalanarak, adını tarihe, şehitlik yeminiyle kazıdı."