"Bazı ruhlar, en karanlık çağlarda bile, milletin sönmez ateşi olmaya yemin eder."
BİR YÜREĞİN KİMLİĞİ VE DURUŞU
22 TEMMUZ 1980. Bu tarih, sıradan bir takvim yaprağı değil, bir yiğidin kendi yurdunda imana ve ülküye adanmışlığının mühürlendiği gündür. Adı: HALİL KAYA. Doğduğu topraklar olan BATMAN-İKİZTEPE'de, hayatını milletinin geleceğine vakfetmiş bir neferdi. Henüz 33 yaşındaydı. Evliydi ve geride iki evladının geleceğe dair tüm umutlarını, onlara bırakılan bir emanet olarak bırakmıştı.
O, sadece bir aile reisi değildi; BATMAN Belediyesi’nin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Meclis Üyesiydi. Makamı bir güç gösterisi değil, zorlu bir coğrafyada Türk milliyetçiliği davasını dimdik ayakta tutma yeminiydi.
ZORLU DİYARDAKİ ADANMIŞLIK YEMİNİ
HALİL KAYA’nın yaşadığı yer, inancını açıkça ifade etmenin ağır bir bedeli olduğu bir bölgeydi. Onun duruşu, o günlerde yükselen karanlık için kabul edilemez bir tehditti. Ham metinde belirtildiği gibi, o karanlık güçler—PKK’lılar (Apocular) ve KAWA—için, HALİL KAYA’nın Ülkücü ve Türk milliyetçisi olması, işlenebilecek en büyük suçtu.
O, koltuğunu değil, davasını seçmişti. Biliyordu ki, her sabah göreve gittiğinde, sadece bir belediye meclis üyesi olarak değil, bölücülüğün karşısında sarsılmaz bir kale olarak duruyordu. Bu adanmışlık, göğsüne vurulacak nişan, ama aynı zamanda kaderine yazılacak hüküm anlamına geliyordu.
KARARLILIĞIN SON RAMAZAN GECESİ
Olay, Ramazan ayının manevi huzurunun yaşandığı bir gecede gerçekleşti. HALİL KAYA, ibadetini yerine getirmenin sükûnetiyle, teravih namazını kıldıktan sonra evine, ailesine doğru yürüyordu. Bu, bir yiğidin son huzurlu yürüyüşüydü.
Yolunu gözleyen hain pusudan habersizdi. Karanlık, beklediği anı yakaladı. Yolda önünü kestiler. Kahramanlığın fiziksel güce teslim olduğu o an geldi: Onu zorla bir araca bindirdiler. O an, HALİL KAYA sivil bir siyasetçi olmaktan çıktı; inancının çarmıhına doğru götürülen bir şehit adayı oldu.
YÜREKTEKİ SON SÖZ VE EZA
HALİL KAYA’yı, ideallerini söndürmek istercesine, ıssız bir araziye götürdüler. Burada, onun duruşuna duydukları kinin ve nefretin ölçüsünü ortaya koyan vahşice bir işkenceye başladılar. Sopa ve taşlarla dövdüler. Onu teslim alamayınca, inançlarını taşıyan başını taşla ezerek, o büyük milliyetçi düşünceyi susturmaya çalıştılar.
Ancak zulüm burada bitmedi. Düşman, onun cesaretinden ve adanmışlığından öylesine korkmuştu ki, düştükten sonra bile ona hınçla saldırdılar. Vücuduna, kinlerinin büyüklüğünü yansıtan onlarca mermi sıktılar. HALİL KAYA, bedenini toprağa serdi, ancak ruhu o anda 22 TEMMUZ 1980’de şehadetin zirvesine yükseldi.
MİLLETİN HAFIZASINA KAZINAN İZ
HALİL KAYA’nın şehadeti, basit bir cinayet değildi; inancını canıyla ödeyen bir kahramanın destanıydı. Hainler, cesedini bile toprağa emanet etmeyecek kadar korkakça davrandılar. Ülküdaşımızın bedeni, uzun bir süre bulunamadı; 15 gün boyunca, sessizce yattığı topraklarda arandı.
Nihayet, bir çoban onu buldu. Bir çobanın bulduğu o beden, BATMAN’da milliyetçilik meşalesini yakan ve ardından fedakârlığıyla bu meşaleyi göğe kaldıran bir kahramanın son durağıydı. Şehit HALİL KAYA, sadece 33 yıllık ömrüyle değil, o zorlu coğrafyada cesaretiyle verdiği son nefesle tarihe yazılmıştır.
"Şehit HALİL KAYA’nın bedeni toprağa karıştı ama duruşu, milletin her ferdine vatan toprağının ne pahasına savunulacağını miras bıraktı."