"Bir dava erinin son nefesi, yalnızca bir ölüm değil, nesillere aktarılan sarsılmaz bir yeminleşmedir."
ADANA’NIN YİĞİT EVLADI
Hasan Aran… O, 43 baharını geride bırakmış, Adana’nın sıcak ve bereketli topraklarından filizlenen, kökleri derin bir çınar gibiydi. Sadece bir esnaf değildi; o, evli ve üç evladına geleceği inşa eden, ocağının yılmaz bekçisiydi. Doğduğu topraklara olan bağlılığı, inancına olan adanmışlığı kadar kuvvetliydi.
KARDEŞLİK, DAVA VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Hasan Aran’ın hayatı, kardeşlik ve mücadele sözleriyle yazılmıştı. Diş teknisyeniydi, bir kahvehane işletiyordu ve bu hayatı kardeşi Ahmet ARAN ile omuz omuza kurmuştu. Onların kaderleri, sadece aile bağlarıyla değil, aynı idealin ateşiyle de mühürlenmişti. Ailece Ülkücü duruşlarıyla tanınan bu iki yiğit, siyasi alanda da inançlarının temsilcisiydi; Hasan Aran, MHP İl Delegesi olarak davasının sancaktarlığını yapıyordu. Onların iş yeri, sadece ekmek kazanılan bir mekân değil, inancın ve duruşun simgesi haline gelmişti.
İHANETİN GÖLGESİNDEKİ SON MESAİ
15 Temmuz 1980 günü, Adana’da, emeklerinin ve ideallerinin kesiştiği o iş yerinde, karanlık bir gölge belirdi. Huzurun ve meşruiyetin kalesi olan bu mekân, THKP-C/MLSPB militanlarının silahlı baskınıyla hedef alındı. Bu, sıradan bir cinayet değil, bir duruşa ve bir inanca sıkılan namertçe kurşunlardı.
ORACIKTA DÜŞEN YİĞİT VE YEDİ GÜNLÜK DİRENİŞ
O an, iki kardeş, adanmışlıklarının en ağır bedelini ödediler. Kardeşi Ahmet ARAN, namluların karşısında bir an bile tereddüt etmeden, omuz omuza çalıştığı yerde anında şehadete erdi. Ancak Hasan Aran’ın kaderi, yedi günlük destansı bir direnişle yazılacaktı.
Vücudunun çeşitli yerlerine aldığı kurşunlara rağmen o, hayata tutunmaya devam etti. Hastaneye kaldırıldı; bu, artık bir bedeni kurtarma mücadelesi değil, inancın son nefesine kadar devam eden bir savaştı. Yedi gün boyunca, can çekiştiği o yatakta, davasının son nöbetini tuttu. Acıları, inancının gücüne yenik düşmedi ama o, inancını acılarına asla ezdirmedi.
SON NEFES VE ADANA TOPRAĞINA SÖZ
Ancak 43 yıllık bu yiğit yaşam, 22 Temmuz 1980 günü sona erdi. Hasan Aran, yedi günlük onurlu direnişin ardından, canını adadığı davasının ebedi şehitleri arasına katıldı. O, Adana’da şehit düştü ve kardeşi Ahmet ile birlikte Adana Asri Mezarlığı’na, doğduğu ve uğruna mücadele ettiği toprağa, yiğitçe geri döndü.
Onlar, ne bir tesadüfün ne de kuru bir siyasetin kurbanıydı. Onlar, inandıkları değerler uğruna, ailece yürüdükleri kutlu yolda, en sevdikleriyle birlikte bedel ödemiş, Adana’nın tarihine kanlarıyla yazılmış iki destan eriydi.
"Unutulmamalıdır ki, bazı hayatlar bittiğinde değil, uğruna verilen mücadele nesillerce hatırlanıp, yürünen yol unutulmadığında ebediyete kavuşur."