"On dokuz bahar yaşadı. Ama o baharların her biri, adanmış bir davanın çelik iradesini taşıyordu. Sacit Çeyiz; bir ülkü, bir yemin ve tükenmez bir gençlikti."
KİMLİĞİ: ADANMIŞLIĞIN GENÇ NEFERİ
O, sadece bir öğrenci değildi; bir davanın sancaktarı, bir milletin vicdanıydı. 1961 yılında Kahramanmaraş topraklarında gözlerini açan Sacit Çeyiz, henüz 19 yaşında, en parlak çağında bir Bozkurt olmanın onurunu taşıyordu. O genç yaşında dahi, Ankara’nın siyasi fırtınalarla kasıp kavrulduğu o çalkantılı dönemde, duruşuyla ve inancıyla etrafına ışık saçıyordu.
Ailesi, mütevazı bir yaşam sürdürerek babasının Sağlık Bakanlığındaki göreviyle Ankara Topraklık Semti’nde ikamet ederken, Sacit’in kalbi Türk Milliyetçiliğinin büyük ideali için çarpıyordu.
HAYATI: BASKININ VE TEHDİDİN ATEŞ ÇEMBERİ
Sacit, hayatının en kritik yıllarını, inancından dolayı baskı ve tehdit altında geçiren bir kuşağın cesur sesiydi. İlk olarak Atatürk Lisesi’nde okurken, okulu esir alan devrimci solcu, komünist öğrenci gruplarının ve hatta okul idaresinin bizzat uyguladığı acımasız baskıya hedef oldu.
O, geri adım atmadı. Tehditlerin gölgesinde dahi inancından zerre taviz vermedi. Ancak çetin ve haksız bir cepheleşmeyle karşı karşıya kaldığında, mücadelesini daha temiz bir sahada sürdürebilmek adına Kurtuluş Lisesi’ne naklini almak zorunda kaldı. Bu nakil, korkakça bir kaçış değil, aksine davasının geleceği için atılmış kararlı bir adımdı. Sacit Çeyiz, Ankara’nın her köşesinde, zulme karşı dimdik duran o çelik iradenin sembolü olmuştu.
O KARANLIK GÜN: SIRTI DÖNÜK İHANET
Tarih 11 Nisan 1980’i gösteriyordu. Ankara, bir kez daha nefesini tutmuştu. Sacit, o gün Sıhhiye Parkı’ndaki köprünün üzerinde, hayatın ve ülkülerin basit bir sohbeti içinde, bir arkadaşıyla vakit geçiriyordu.
Ancak ihanet, her zaman pusu kuran bir gölge gibiydi.
Sırtları dönükken, karanlığın alçakça sesi duyuldu: Bir taş fırlatıldı. Bu, sadece bir taş değil, kinin ve düşmanlığın habercisiydi. Sacit Çeyiz, hayatının son ve en kahramanca kararını verdi: Tehlikeye arkasını dönmek yerine, kaynağına bakmak, düşmanını yüz yüze tanımak istedi.
O an, bir Bozkurt’un kararlılığıyla geri döndü. Kaçmadı, saklanmadı. O, adanmışlığın onuruyla, arkasından saldıranların karşısına dikildi.
ŞEHADETİ: BİR BOZKURT DAHA KERVANINA KATILIYOR
Fakat karşısındaki düşman, mertliğin dilinden anlamıyordu. Vatanı içeriden bölmek isteyen Moskof uşakları, Sacit’in o kahramanca dönüş anını fırsat bilerek, sinsi bir kurşunla onu hedef aldı.
Kurşun, 19 yaşındaki Ülkücü Şehit Sacit Çeyiz’i alnından vurdu.
O, sadece yere düşmedi; Türkiye Cumhuriyeti'nin milli davasına taze bir kan, yeni bir yemin bıraktı. 11 Nisan 1980’de Ankara’nın göbeğinde, cesaretinin bedelini ödeyen bu genç öğrenci, sessizce Ülkücü Şehitler Kervanına katıldı.
Sacit Çeyiz, fırtınalı bir çağın ortasında, inancını canından üstün tutanların destanıdır.
"Gençliğin bedeli can olursa, o can sonsuza dek bağımsızlık türküsü olarak söylenecektir. Sacit Çeyiz, 19 yaşında mühürlenmiş bir kahramanlık nişanıdır."