"Bazı ömürler yaşla değil, adanmışlıkla ölçülür. Henüz 17 yaşında, göğsüne vatan sevgisinden başka zırh giymeyenlerin destanı ebedidir."
KAYSERİ'NİN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN SES
Bu destan, Kayseri topraklarında doğan ve yine Kayseri'nin mübarek toprağına emanet edilen bir kahramana aittir. Adı İbrahim Nalbantoğlu. Henüz 17 yaşında, hayatının baharında, geleceğin umut ışığı olmaya hazırlanırken, takvimler 21 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, ruhunu yüce bir davaya adamış olmanın bedelini ödedi. O, sadece bir genç değildi; o, köklü bir davanın mirasçısıydı, dünün fırtınalarında bile MHP’nin sarsılmaz inancını taşıyan bir babanın tek oğluydu.
ALIN YAZISI VE GENÇ BİR BOZKURT
İbrahim, Kayseri Ticaret Lisesi sıralarında yalnızca okulu öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda milletinin tarihi ve kaderi hakkında da derin bir idrak geliştiriyordu. O günlerde, memleketin üzerine çöken karanlık kutuplaşma atmosferinde, o tereddütsüzce ülkücü hareketin saflarında yerini almıştı. Kılıçaslan mahallesinde oturan bu genç, ailesinin tek oğluydu; yani tüm umutların, tüm geleceğin yükünü omuzlarında taşıyordu. O, hayatı boyunca ticaret erbabı olmayı hedefleyen bir öğrenciydi, ancak kaderi onu, bu fani dünyanın en büyük ticareti olan şehadet makamına hazırlıyordu.
RAMAZAN'IN GÖLGESİNDE SON NEFES
İbrahim’in şehadete yürüdüğü o gün, rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’ın sükûneti hâkimdi. Genç adam, ruhunu huzurla doyurmuş, öğlen namazının manevi sükûnetini üzerine almıştı. Tüm yorgunluğunu atmak ve dinlenmek için şehrin nefes aldığı Fevzi Çakmak Parkı’na çekildi. Silahsız, huzurlu ve ibadetinin hemen ardından dinlenirken... İşte o an, barışın ve dinlenmenin gölgesi, hainliğin ve kalleşliğin karanlığıyla yırtıldı.
VURULAN YÜREK, YÜCELEN DURUŞ
Parkta dinlendiği bu masum anda, bir grup devrimci solcu komünist militan, en alçakça yöntemle, silahlarını bir genç adamın üzerine doğrulttu. Bu bir meydan muharebesi değil, bir pusu, bir infaz girişimiydi. İbrahim’in üzerine yağan kurşunlar, sadece bedenine değil, 17 yaşındaki bir ülkücü gencin davasına olan sarsılmaz sadakatine de sıkılmıştı. Ağır yaralarla hastaneye kaldırıldı. Hekimlerin ve sevenlerinin tüm çabası, tüm duası yetersiz kaldı. O, fiziksel olarak yeryüzünden çekildi, ancak ruhu ve duruşu sonsuzluğa yükseldi.
Bir genç bozkurt daha, 17 yaşının tüm temizliği ve kararlılığıyla, şehitler kervanına adını altın harflerle yazdırarak, ebedi bir meşale olarak tarihin kalbine düştü.
"O, 17 yıllık kısa ömrüne sonsuz bir sadakati sığdırdı. İbrahim Nalbantoğlu'nun son dinlenişi, milleti için ödenmiş en kıymetli bedeldir."