"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları yerin değil, uğruna can verdikleri sarsılmaz ideallerin de ebedi bekçisidir."
ŞEHADETİN TESCİLİ
Kahramanlığın adıdır Mürsel Yılmaz. Takvimler, 21 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, Mersin semaları büyük bir fedakârlığa şahitlik etti. O gün, basit bir esnafın yüreğinde taşıdığı ateş, davası uğruna verilebilecek en büyük bedelle taçlandı. Şehadet makamına yükselişi, doğup büyüdüğü Tarsus’tan ebediyete uzanan bir yolculuğun başlangıcıydı.
TARSUS'UN DİREĞİ VE YÜREĞİ
O, Mersin’in Tarsus ilçesindendi; bu toprakların has evladı, bu milletin kök salmış inancının temsilcisiydi. Reşadiye mahallesinde yuvasını kurmuş, 6 evladın onurlu babasıydı. Ekmeğini, alın teriyle Ali Menteşoğlu Caddesi üzerinde, Barbaros Hayrettin Paşa Ortaokulu’nun tam karşısında kurduğu bakkal dükkanında kazanıyordu. O, Tarsus’un nabzını tutan, mahallenin güvenilir yüzüydü.
Ancak Mürsel Yılmaz'ın duruşu sadece bir esnafın duruşu değildi. O, davasına adanmışlığın destanıydı; Tarsus MHP İlçe teşkilatının kurucularından olup, Yönetim Kurulu’nda aktif görev alıyordu. O, sadece geçimini sağlamıyor, aynı zamanda memleketinin geleceğini de omuzlarında taşıyordu. Onun bakkal dükkânı, sadece alışveriş yapılan bir yer değil, aynı zamanda inanç ve kararlılıkla yoğrulmuş bir mücadele ocağıydı.
O KARANLIK AKŞAM
Fedakârlığın gölgesi, beklenmedik bir anda şehrin üzerine düştü. Olay Günü geldiğinde, akşamın sükûneti saat 20.30 sularında kalleşçe bozuldu. Karanlık zihniyetlerin temsilcisi olan bir grup komünist militan, hayatını adadığı dükkanına alçakça bir baskın düzenledi. Bu, cephede bir mücadele değil, bir pusu, bir ihanetti.
Mürsel Yılmaz, dükkânının eşiğinde, inancının son kalesinde ağır yara alırken, bu destansı duruşa en yakın şahit, kendi canından parçasıydı: 10 yaşındaki oğlu Cafer, babasının vatan aşkına ödediği ağır bedeli masum gözlerle izlemek zorunda kaldı. Vuruldu. Fakat o an, sadece bir bedenin yaralanması değil, bir kahramanın mühürlenmesiydi.
SON NEFES, BÜYÜYEN MİRAS
Ağır yaralı halde, umutlar eşliğinde Devlet Hastahanesi’ne kaldırıldı. Ancak takdir edilen kader tecelli etti. O gece, 21 Temmuz 1979’da, bir esnafın son nefesiyle bir milletin hatırasına dâhil oldu; Mürsel Yılmaz, makamların en yücesine, Şehitliğe yükseldi.
Cenazesi, Tarsus Şehir mezarlığında, ardında bıraktığı sarsılmaz duruşun ve altı evladın gururuyla toprağa verildi.
Ancak onun kahramanlığı, o an orada bitmedi. Mürsel Yılmaz'ın fedakârlığı, hemen oracıkta, yürekli bir direnişin fitilini ateşledi: Katiller kaçarken, onlara karşı durma cesaretini gösteren bir Ülküdaşımız, açılan menfur ateşin hedefi olmuş ve ağır yaralanmıştı. Mürsel Yılmaz’ın ateşi, ülküdaşlarının kalbinde intikam değil, daha büyük bir adanmışlık yemini olarak yanmaya devam etti. O, sadece hayatını kaybetmedi; ardında onurla taşınacak, nesiller boyu sürecek bir miras bıraktı.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil, ardıllarına bıraktıkları sarsılmaz bir yemin ve milletin geleceğine yazılmış bir adanmışlık fermanıdır."