"Bazı hayatlar bir nöbetin son saniyesinde, geri dönülmez bir kararlılığın çelikleştiği o anla mühürlenir."
ÇANKIRI’DAN ANKARA’YA UZANAN EMANET
Adı, Sami Yayılkan. Kökenleri, Anadolu’nun yiğitliğiyle yoğrulmuş toprakları olan Çankırı’nın Yapraklı ilçesinden geliyordu. Fakat destanını yazacağı coğrafya, Başkent Ankara oldu. Keçiören’in Köşk Mahallesinde, ailesinin ocağını ısıtan, mütevazı bir yaşam sürüyordu. O, sıradan bir vatandaş olmaktan öte, ulvi bir görevin ağır sorumluluğunu sırtlamıştı.
VAZGEÇİLMEZ NÖBET: HASSAS BÖLGELERİN BEKÇİSİ
Sami Yayılkan’ın mesleği Bekçi’ydi. Ancak bu görev, sadece bir mülkü korumaktan ibaret değildi. O, hayatını, devletin kritik noktalarını, "Hassas Bölgeler Koruma Müdürlüğü" çatısı altında, karanlık niyetlerden ve hain ellerden muhafaza etmeye adamıştı. Onun nöbeti, sadece fiziksel bir mesaiden ibaret değil, aynı zamanda ülkücü bir ruhun vatanına duyduğu borcun çelikleşmiş ifadesiydi. 1980 yılının o zorlu, fırtınalı günlerinde, Ankara sokakları ideolojik çatışmalarla yanarken, Sami Yayılkan’ın nöbeti, adeta bir kalkan vazifesi görüyordu.
21 TEMMUZ 1980: KARARLILIĞIN SON ADIMI
Kaderin kalemi, o Temmuz gecesini kanla yazdı. Takvimler 21 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Ankara’nın derin sessizliğinde, bir kez daha bölücü ideolojinin sesi yükseldi. Gece geç saatlerde, komünist militanlar, duvarları kin ve nefretle dokunmuş komünist sloganlarla kirletiyor, adeta bir işgalin ilk adımlarını atıyorlardı.
Bu manzara, Sami Yayılkan’ın ruhunda taşıdığı namus anlayışıyla taban tabana zıttı. O, sadece bir bekçi değil, bir idealin neferiydi. Bedenine giydiği üniforma, ona geri çekilme lüksü tanımıyordu. Gözü dönmüş bu militanlara engel olmak, o an için sadece bir mesleki zorunluluk değil, vatanın onurunu koruma yeminiydi. Başkalarının sessiz kalmayı ya da görmezden gelmeyi tercih edeceği bir anda, Sami Yayılkan, bilinen tehlikeye doğru, tek başına yürüdü.
SÖZÜN BİTTİĞİ YER: EŞSİZ BİR FEDAKÂRLIK
Olayın detayları, şehadetin büyüklüğünü anlatır. Sami Yayılkan, cesaretle, karanlık emelleri taşıyan o katil gruba karşı durdu. Onların duvarlara yazdığı zehirli sözleri silmek, silmekten öte, o sözlerin ruhunu sökmek istedi. Ancak vicdan ve merhamet duygusundan arınmış, gözleri dönmüş katiller, Sami Yayılkan’ın bu onurlu duruşuna kurşunlarla karşılık verdi.
Hiç tereddüt etmediler, bir an bile gözlerini kırpmadılar. Namusunu ve nöbetini son nefesine kadar bırakmayan o kahraman bekçinin üzerine adeta bir kurşun yağmuru boşalttılar. Sami Yayılkan, Ankara sokaklarında, uğruna nöbet tuttuğu değerler için şehit düştü. O, bir Bekçi olarak başladığı görevi, yurdun kutsal sınırlarını canıyla çizerek, bir Ülkücü Şehit olarak tamamladı.
"O, sadece bir bekçi değildi; o, üzerine yürüdüğü karanlıkta bile namus bildiği sancağı düşürmeyen bir ruhun ebedi adıdır."