"Vatan sevgisi bir suç değil, alınlarda parlayan bir şeref madalyasıdır; bedeli ise bazen can olur."
ÇANKIRI'DAN İSTANBUL’A İMAN YOLCULUĞU
Adı Atilla Tokay’dı. Toprakla yoğrulmuş bir yiğit olarak Çankırı’da doğmuştu. Ancak 1980’li yılların o zorlu şartlarında, geçim derdi onu büyük bir metropole, İstanbul'un karmaşık caddelerine sürüklemişti. O bir komutan, bir hatip değildi; o, emeğiyle yaşayan, özel bir kuruluşun direksiyonunda hayatını kazanan onurlu bir ŞOFÖR’dü. Maddi imkanların peşinden koşsa da, ruhu ve kalbi yalnızca tek bir ülküye, millî bir inanca adanmıştı.
GÖNLÜNDEKİ YÜCE AŞK VE ALINDAKİ ŞEREF
Atilla Tokay’ın bu dünyadaki tek ‘suçu’, düşmanlarının gözünde onu hedef yapan tek kusuru, yalnızca ve yalnızca Vatanını ve Milletini sevmekten öteye geçmiyordu. O, bu asil sevgiyi bir sır gibi saklamadı; Ülkücü-Milliyetçi olmanın sarsılmaz gururunu, başı dik bir şekilde taşıdı. Kargaşanın hüküm sürdüğü o karanlık çağda, bu duruş, sessiz bir isyanın ve tavizsiz bir adanmışlığın nişanesiydi. O, tehlikenin farkında olmasına rağmen, inancının sancağını yere düşürmedi.
KAĞITHANE’DEKİ KORKAK PUSU
Takvimler, ihanetin en soğuk günlerinden biri olan 21 TEMMUZ 1980’i gösteriyordu. İstanbul’un Kağıthane semtinde, Atilla Tokay, günlük vazifesini yerine getiriyor, hayatını kazandığı arabasını sürüyordu. Ancak karanlık, pusu kurmuştu. Düşmanlar, yiğidin kalbine ulaşmak için en alçakça yolu seçtiler: Tuzak.
Sürücülüğünü yaptığı arabayla yol alırken, vicdanı ve insanlığı hedef alındı. Katiller, sinsi bir planla, masum bir "yol sorma bahanesiyle" onu durdurdular. Atilla Tokay, durdurdu arabayı; belki bir yardım eli uzatmak, bir yol göstermek niyetiyle. O, insanlık görevini yerine getirirken, karşılığında ne bir cevap ne de bir teşekkür aldı.
SON NEFES VE ZAMANIN MÜHRÜ
Araç durduğu an, hain eller tetiklere uzandı. Şoför koltuğunda oturan, hayatını ekmeği için İstanbul yollarında harcayan o ülküdaşımızı, alçakça kurşunlayarak yere yıktılar. Silahsız, masum ve sadece gönlündeki aşk yüzünden hedef alınan Atilla Tokay, 21 Temmuz 1980 günü, Kağıthane sokaklarında, bayraklaşan bir iradeyle ŞEHİT oldu.
Onun fedakârlığı; mesleği, duruşu ve şehadet anındaki sadeliğiyle, bir milletin vicdanına kazınmıştır.
"O, sadece bir aracı durdurdu; ama ülkü ve iman kervanı, onun kanıyla mühürlenerek sonsuza dek yürüdü."