"Bazı yiğitler, ömürlerinin kısa süreceğini bilerek dünyaya gelirler; onların kaderi, bir milletin vicdanında sonsuzluğa yürümektir."
KİMLİĞİ VE İDEALİST DURUŞU
Anadolu’nun kadim topraklarından, Ordu’nun bereketli diyarı Fatsa ilçesi Konakbaşı köyünde filizlenen bir fidandı o. Recai Genç. Sadece 28 yıllık kısacık ömrüne, nesiller boyu anlatılacak koca bir adanmışlık sığdırmıştı. O, sadece ailesinin değil, milletinin de onuruydu. Çünkü kökleri derindi; ailece taşıdıkları Ülkücü meşale, onun ruhunda en genç yaşından itibaren yanmaya başlamıştı. Recai Genç, henüz gençliğinin baharında, bir davanın erliğini seçmiş, inancını ve duruşunu her şeyin üzerinde tutarak, kaderine yiğitçe razı olmuştu.
MÜCADELENİN BAŞLANGICI VE ZİNDAN GÜNLERİ
Memleketinde, 1979 yılının o kasvetli Ekim ayında yaşanan olaylar, Recai Genç’in adını tarihin sayfalarına kahramanlık nişanı olarak yazacaktı. Olayların zanlısı olarak tutuklandığında, sadece bir genç değil, ülkülerinin geleceği için zindana yürüyen bir savaşçıydı. Başka bir yol seçebilirdi, ancak o, inancının gerektirdiği çileyi sırtlanmayı tercih etti.
Zindanlar, davasına olan sadakatinin en ağır sınav yeri oldu. Çeşitli cezaevlerinde ‘çile doldurdu’ sözü, kuru bir biyografi detayı değil; demir parmaklıklar ardında yaşanan onurlu direnişin, bitmeyen nöbetlerin ve soğuk duvarlara fısıldanan yeminlerin destanıydı. Son durağı Amasya cezaeviydi; ama o coğrafi bir hapishanede değil, idealinden vazgeçmeme kararlılığının çetin bir sınavındaydı.
SON SAVAŞ: HASTALIK VE ŞEHADET
Yıllar süren zindan hayatı ve davasına olan sarsılmaz bağlılık, Recai Genç’in ruhunu çelikleştirmişti; ancak bedeni bu zorluğa daha fazla dayanamadı. Vücuduna sinsice çöken amansız hastalık Siroz, onun son ve en acımasız düşmanı oldu. Bu, ne düşman kurşununa ne de baskıya boyun eğen bir kahramanın, kendi bedenindeki sessiz bir savaştı.
Hastalık ilerleyince tedavi umuduyla, adeta son nefesini Ankara’daki Mevki Hastanesi’ne taşıdı. Yurdundan uzakta, davasının yükünü taşıyan yorgun bedeni, hekimlerin tüm gayretine rağmen direncini yitirdi. 21 Temmuz 1984 günü, henüz 28 yaşındayken, davası uğruna çektiği çilenin sonucu olarak hakka yürüdü ve Şehitlik mertebesine erişti. O artık sadece bir mahpus değil, bir idealin bedeliydi. Cenazesi, doğduğu ve uğruna mücadele ettiği topraklara, Fatsa’ya geri döndü ve vatanın kalbine ebediyen gömüldü.
"Recai Genç, adı sadece bir biyografi satırı değil; inancın, çilenin ve genç yaşta feda edilen bir ömrün destansı mührüdür."