"Bazı hayatlar bir ömre sığmaz; 23 yıla sığdırılmış bir iman, bir milletin ebediyet yeminidir."
YÜREĞİ ANADOLU’DAN TAŞAN IŞIK
Adı, ülkücülüğün genç ve kararlı neferleriyle birlikte anılan, yüreği çelikten bir inançla örülmüş kahraman: Mustafa Arıcak. O, ruhunu verdiği davasının ilk tohumlarını, doğduğu topraklarda yeşertti. Adıyaman’ın Besni İlçesi’ne bağlı Çakırhöyük Kasabası’nın bereketli topraklarında büyüyen bu yiğit, sırtında memleketinin azmini, gözlerinde ise Türkiye’nin geleceğini taşıyordu.
İDEALLERİN ROTASI: EĞİTİM VE ADANMIŞLIK
Mustafa Arıcak, sadece 23 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı büyük bir idealin peşindeydi. Besni Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, ilmin ve irfanın en büyük kalesi saydığı Ankara’ya, Gazi Eğitim Enstitüsü’ne yükseldi. Onun için bu okul, sadece bir eğitim yuvası değil, aynı zamanda millete hizmetin bir otağıydı. Henüz öğrencilik çağında olmasına rağmen, Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki ülkücü teşkilatın en kararlı yöneticilerinden biri haline geldi. O, gençlik ateşiyle yanarken, etrafındaki ülküdaşları için sarsılmaz bir dayanak, yol gösteren bir rehberdi. İdeallerinin bedelini ödemeye hazır, cesur bir duruş sergiliyordu.
MİLLİYETÇİLİĞİN KALESİ VE SON SOHBET
Takvimler 20 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, Mustafa Arıcak, davasının ve kardeşliğinin sembolü olan bir mekâna, MİSK’in (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Kültür ve Eğitim sitesine gitti. Bu, sıradan bir ziyaret değil, ortak bir ruhun paylaşıldığı kutsal bir buluşmaydı. Orada, geleceğe dair umutları, vatan aşkını ve milleti daha ileri taşıma yollarını konuşurken, göğsünü siper ettiği davanın karanlık yüzü ansızın ortaya çıktı.
Bilinmez bir düşman eliyle, önceden sinsice yerleştirilmiş bir bombanın patlamasıyla, o kutsal sohbet aniden bir trajediye dönüştü. Mustafa Arıcak, inancına kurulan bu hain tuzakta, ülküdaşlarıyla birlikte ağır yara aldı.
KARA TEMMUZ VE SON NEFESİN DESTANI
Patlama, sadece bir binayı değil, genç bir kahramanın geleceğini de hedef almıştı. Ağır yaralar içinde, bir an olsun vazgeçmediği davasının merkezinde, Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorların insanüstü çabaları, gençliğin ve ideallerin o güçlü direncini korumak için amansız bir mücadele verdi.
Ancak, Mustafa Arıcak’ın alın yazısı, 20 Temmuz 1979 günü, o kara temmuzda, vatan toprağına kanıyla yeni bir destan yazmaktı. Bütün çabalara rağmen o yiğit ruh, beden kafesinden süzülerek şehadet makamına ulaştı. 23 yaşında, en verimli çağında, öğrencilik onuruyla ve ülkücülük yeminiyle, milletinin yüreğine silinmez bir iz bırakarak ebediyete yürüdü.
"Mustafa Arıcak, 23 yaşında bir gökyüzü bıraktı; 20 Temmuz 1979 ise, vatan toprağına düşen her damla kanın, geleceğin destanı olduğunu yazdı."