“Bütün kahramanlar ölür, ama her ölüm kahramanlık değildir. Nurzatlar, geride bıraktıkları izlerle, ölüme bile meydan okuyanlardır.”
KİMLİĞİ VE İDEALİNİN YÜKSELİŞİ
Anadolu’nun kadim kenti Malatya’nın, Tecdeli’nde 1956 yılında doğan bir yiğitti o: Nurzat Koyunoğlu. Henüz 24 yaşındayken, gençliğinin tüm ateşi ve azmi damarlarında akıyordu. O, sadece bir birey değil, Türk milletinin ebedi sevdasına adanmış, ülkücü bir neferdi. Onun hayat felsefesi, kaleme alınmış bir suçu değil, bizzat varoluşu yücelten bir duruşu temsil ediyordu. Zira Nurzat Koyunoğlu, diğer ülküdaşları gibi, milletini sevmekten ve onun yüceliği için mücadele etmekten başka hiçbir "suç" işlememişti. Ancak bu asil sevda, karanlık emeller taşıyan, devlete ve millete düşman olan hainler için affedilmez bir tehditti.
YİRMİ DÖRTLÜK BİR ÖMÜR HİKAYESİ
Nurzat Koyunoğlu, hayatını alın teriyle yoğurmuştu. Mesleği, Anadolu yollarının zorluğunu omuzlayan, yük taşıyan bir şoförlüktü. Kamyonunun direksiyonunda geçen her anı, sadece ekmek parası kazanmakla değil, vatana hizmet etmenin onuruyla anlamlandırıyordu. Gençti, dinamikti ve inancından zerre taviz vermeyen demirden bir iradeye sahipti. Hayatı, Malatya’nın yollarında akıp giden bir mücadele destanından ibaretti.
SON SEFERİ VE ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler, milletin üzerinde kara bulutların dolaştığı 19 Temmuz 1980 tarihini gösteriyordu. O gün, Nurzat Koyunoğlu, her zamanki gibi, Hekimhan’da bulunan madendeki işine gitmek üzere evinden ayrıldı. Bilmiyordu ki, bu seferi, yolculukların en kutsalı, ebediyete doğru atılan son adım olacaktı.
Yazıhan’ın Yıkıkhan mevkiine ulaştığında, pusunun soğuk yüzüyle karşılaştı. Üç kişi olduğu sanılan devrimci solcu-komünist militanlar, vatanın sevdalı sesini susturmak için yolunu kesmişti.
O anlar, metinlerin anlatamadığı, tarihin dondurduğu anlardır. Kahramanın, düşmanlarının karşısındaki duruşu, son sözü, son bakışı sonsuza dek bir sır olarak kalmıştır. Ancak bilinen tek bir gerçek vardır: Nurzat Koyunoğlu, kamyonundan otuz metre uzağa, kararlılıkla götürüldü. O otuz metre, bir teslimiyet değil; bir kahramanın, davasından vazgeçmediğini haykıran, ölüme doğru attığı onurlu adımların mesafesiydi.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Anadolu toprağının tam ortasında, Malatya’da, bu vatan sevdalısı genç, kurşunların hedefi oldu. Hain eller, millete adanmış o gencecik ömrü durdurmak istercesine, şakağına kurşun sıkarak şehadetini mühürledi.
24 yaşındaki ülkücü şehit Nurzat Koyunoğlu, 19 Temmuz 1980 günü, kamyon şoförü olarak çıktığı son seferinde, adını ebediyete yazdırdı. O, yalnızca bir canını değil, idealini feda etti. Nurzat Koyunoğlu, inancının ve milletine olan sonsuz bağlılığının bedelini canıyla ödeyerek, tüm ülküdaşlarına ve Türk gençliğine asla unutulmayacak bir direniş dersi bıraktı. Ruhu şad, makamı ali olsun.
“Bayrak, düştüğü yerden kalkar; bir yiğit yere düştüğünde ise onun adanmışlığı, bayrağın kumaşı olur.”