"Bazı hayatlar takvimlerle değil, yürekteki inançla ölçülür. Nihat Hürcan, 16 yıllık ömrüne sığdırdığı destansı duruşla, ismini tarihin şeref defterine yazdırdı."
I. GENCECİK BİR YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, adanmışlığın en saf haliydi. Tarih, 1980 yılının karanlık ve çatışmalarla dolu günlerini yazarken, bazı ruhlar, yaşlarından beklenmeyecek bir olgunlukla idealist bir sancağın altında toplandı. Bunlardan biri de, henüz delikanlılık çağına yeni adım atmış olan, büyük bir davanın küçük neferi: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT NİHAT HÜRCAN idi.
Kimliğinin önündeki tüm sıfatlar, onun gençliğine rağmen taşıdığı o büyük yemini işaret ediyordu. Ne doğum yeri, ne de eksik kalan detaylar bu gerçeği değiştirebilirdi; o, 16 yaşında, hayatının baharında, İstanbul’un zorlu sokaklarında vatan aşkının fidanını dikmişti.
II. ÇAĞLAYAN’DA BİR NEFERİN ADANMIŞLIĞI
Nihat Hürcan’ın görev alanı, İstanbul’un kalabalık ve çetin coğrafyasıydı. Yaşamını sürdürdüğü mekan, Çağlayan’ın Taşocağı Caddesi üzerindeki Pazar yeri girişiydi. O, basit ve toprakla iç içe bir mesleği icra ediyordu: bahçıvanlık. Kendi elleriyle toprağa hayat verirken, ruhuyla da milletinin geleceğini yeşertmeye adamıştı. Onun duruşu, genç yaşına rağmen sarsılmaz, kararlılığı ise devasa bir çınar misaliydi.
O, sıradan bir günün telaşında değil, zorlu bir mücadelenin tam ortasında, vazife bildiği yerdeydi. Gencecik omuzlarına yüklediği bu sorumluluk, onu 1980 yılının o meşum yazında kaderine doğru yürüttü.
III. KUTSAL ZAMANDA SON NEFES
19 Temmuz 1980, Ramazan ayının yedinci günüydü. Mübarek bir zaman dilimi, huzurun ve kardeşliğin pekişmesi gereken Cumartesi öğleden sonrasıydı. Saat 14.00 civarı... Huzur, ne yazık ki İstanbul sokaklarına uğramamıştı. O gün, Nihat Hürcan, her zamanki nöbet yerinde, Çağlayan, Taşocağı Caddesi üzerinde bulunuyordu.
Kin ve nefretle bilenmiş iki komünist militan, o öğle vakti, genç bir yüreğin üzerine karanlıklarını salmak üzere harekete geçti. Hain bir pusu, masum bir çalışmanın ortasına hançer gibi saplandı. Nihat Hürcan, 16 yıllık taze ömrüne karşılık, ülkü ve inancının bedelini ödemeye zorlandı.
IV. 16 YILLIK BİR DESTANIN MÜHÜRÜ
Saldırının anına dair detaylar eksiktir; o çatışmanın nasıl yaşandığı, Nihat’ın son anlarında nasıl bir kahramanlık sergilediği tam olarak bilinmez. Ama geriye kalan sonuç, 16 yaşındaki bir fidanın, namluların karşısında dahi eğilmediğini en güçlü şekilde haykırmaktadır.
O, kendisinden katbekat büyük ve silahlı iki militanın karşısında, sadece bedeniyle değil, davasına olan sarsılmaz imanıyla durdu. Belki de bir anlık tereddüt bile göstermedi; o an, 16 yıllık bir ömrün değil, ebedi bir inancın karar anıydı. Genç Nihat Hürcan, bu alçakça silahlı saldırı sonucu, 19 Temmuz 1980 tarihinde, İstanbul’da şehitlik mertebesine ulaştı. Hayatının baharında toprağa düşerken, ardında bıraktığı duruş, Türk gençliğine adanmışlığın en yüksek dersi oldu. O, 16’sında şehitlik tacını takarak, tarihin o kanlı sayfasını bir kahramanlık mührüyle kapattı.
"Fakat bilinir ki, toprak, uğrunda can verenlerin aziz ruhlarıyla sulanırsa, yeşerdiği vatan toprağı ebediyete kadar hür kalır."