"Bazı insanlar sadece yaşamazlar; onlar, bir ülkü uğruna yazılmış destanın ilk satırıdır."
HACI ÖMER SALBAŞ: ALIN YAZISININ YEMİNİ
Hacı Ömer Salbaş… Bu isim, sadece bir nüfus kaydına ait değildi; o, adanmışlığın taşa kazınmış bir nişanesiydi. Hakkında yazılanlar, doğduğu yeri ve mesleğini, o büyük davanın gölgesinde bıraktı. Çünkü o, kim olduğuyla değil, neye inandığıyla tarihe mal oldu. O, yüce bir yeminle bağlı olan bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT idi.
Bilinmeyen detayları, onun hayatının sıradanlığını değil, seçtiği yolun mutlakiyetini anlatır. O, bir yerden gelmiş, bir iş yapmış olabilir; ancak kaderinin son durağında ne mesleği ne de memleketi değil, yalnızca sarsılmaz duruşu vardı.
KIZIL TEMMUZ: ANKARA ATEŞ ÇEMBERİ
O yıllar, gökyüzünün bile ideolojilere ayrıldığı, sokakların barut ve ihanet koktuğu yıllardı. Ankara, bu mücadelenin kalbi, bir ateş çemberiydi. Tarih 18 TEMMUZ 1980’i gösterdiğinde, hava zaten gergindi, kaderin ipi çoktan çekilmişti.
Hacı Ömer Salbaş, inançları uğruna bedel ödemenin kaçınılmaz olduğu bu karanlık dönemde, korkuyu değil, sorumluluğu seçmişti. Bilinir ki, bu tür kahramanlar, tehlikenin en yoğun olduğu anlarda bile geri adım atmazlar. Onlar, karanlığın üzerine yürüyenlerdir.
SON DURUŞ: SİTELER’DEKİ İHANET
O gün, Siteler Önder Mahallesi, bir pusuya sahne oldu. Bu, tesadüfi bir çatışma değildi; bu, ülkü uğruna mücadele eden bir ruha karşı planlanmış alçakça bir saldırıydı. Karşısında, inançlarına düşman, devrimci solcu komünist militanlar vardı. Onlar, silahlarının soğukluğuyla bir fikri susturmaya çalışıyorlardı.
Hacı Ömer Salbaş, o anın dehşetine rağmen, o anın zorluğunu omuzlayarak, ülküdaşlarının bulunduğu bölgede hain pusuyu fark etti.
BİR MİLLETE VERİLEN SON NEFES
Silahlar patladı. Olgusal metin, sadece “silahlı saldırıya uğradığını” kaydetmektedir. Bu destansı anın detayları, mücadeleyi ne kadar kahramanca verdiğini, kaç kurşuna göğüs gerdiğini yazmaz. O anın bilinmezliği, fedakârlığının yüceliğini artırır. O, geri çekilmek yerine, inancının gereğini yaptı.
18 TEMMUZ 1980’de, Ankara’nın o mahallesinde, Hacı Ömer Salbaş düştü. O bir şehitti. Gözünü kırpmadan yürüdüğü son adım, bir ülkücünün asla eğilmeyeceğini, ne kadar büyük olursa olsun düşman karşısında duracağını ilan eden ebedi bir duruşa dönüştü. Onun kanı, bir belgenin kuru satırlarına sığmayacak kadar kutsaldı; o kan, inandığı değerlerin mühürlendiği tarihti.
"Unutulmamalıdır ki, bazı ölümler son değil, bir duruşun ölümsüz başlangıcıdır."