"Bazı hayatlar kısa bir nefes kadar sürer, ancak bıraktıkları iz, bir asrın destanına bedeldir."
KİMLİĞİ VE BİR YİĞİDİN YEMİNİ
Tarih 18 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, vatan toprağına düşen bir tohumun adı HÜKÜMDAR İNCİ idi. O sadece 18 yaşındaydı; hayatının baharında, geleceğe dair hayaller kurması gereken bir çağdaydı. Ancak o, gençliğini şahsi zevkler yerine, Yüce Ülkü’ye adamayı seçmiş bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit olarak anılacaktı.
Onun duruşu tesadüf değildi; ruhundaki adanmışlık, ailesinden aldığı kutlu bir mirastı. Babası, MHP Bursa Merkez İlçe yönetiminde görev yapan bir dava eriydi. Hükümdar ise henüz bir öğrenciydi; kalemi ve zekâsıyla mücadele etmesi gerekirken, kader onu bileğiyle ve canıyla yürüyeceği çetin bir yola çağırmıştı. Doğduğu yer belirsiz olsa da, yürüdüğü yolun istikameti belliydi: Vatan. İkamet ettiği Bursa’nın Yeşil mahallesinde, o sarsıntılı yıllarda Ülkü Ocaklarının sarsılmaz imanını temsil eden genç bir fidan gibi dimdik duruyordu.
BURSA: İMAN VE CESARETİN SINAVI
1979 yılı, Türkiye’nin sokaklarının kanla sınandığı, fikirlerin değil, kurşunların konuştuğu zorlu bir dönemdi. Hükümdar İnci, bu karanlık gölgenin Bursa’nın üzerini örttüğü anlarda dahi, inancından zerre taviz vermeden sokağa çıkma cesaretini gösteriyordu. O gün, Yeşilyayla mahallesinde, sıradan bir yürüyüşle değil, davasının izini sürerek geziyordu ülküdaşımız.
Ancak, ihanet karanlıkta pusudaydı.
TEK BAŞINA BİR DESTAN
Yeşilyayla sokaklarında, Hükümdar İnci’nin yolunu devrimci solcu ve komünistlerden oluşan kalabalık bir grup kesti. Bu, fikri bir tartışma ya da eşit bir hesaplaşma değildi; bu, imana ve duruşa kurulan bir pusu, namertçe bir kuşatmaydı. Önce sözle saldırdılar, hakaretlerle iradesini kırmaya çalıştılar. Ancak Hükümdar’ın çelik gibi imanı, onların sesini bastırdı.
Sözlerin fayda vermediğini anlayan düşman, ardından toplu halde, sayı üstünlüğüne güvenerek üzerine çullandı. Ama 18 yaşındaki bu yiğit, boyun eğmeyi reddetti. Tek başına, kendisini kuşatan kalabalığa karşı yumruklarıyla karşılık veriyor, sarsılmaz bir kararlılıkla onurunu ve davasını savunuyordu. O an, Hükümdar İnci sadece bir genci değil, bir milletin onurunu temsil ediyordu.
SON NEFES VE ŞEHADETİN MÜHRÜ
Kalabalık, bir genci bile bilek gücüyle alt edemeyeceklerini dehşetle anladılar. Bir araya gelmiş olmalarına rağmen, bu destansı direniş karşısında yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar. İşte tam bu acizlik anında, kahpeliğin en büyüğüne sığındılar: Silahlarına davrandılar.
Hükümdar İnci’ye kurşunlar yağdırıldı. O, kalleşliğin en çirkin yüzüyle vurulmuştu, ağır yaralanmıştı ama asla teslim olmamıştı. Kanlar içinde kalmasına rağmen, davasının bayrağını yere düşürmeden direnişi bırakmadı.
Ağır yaralı ülküdaşımız, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesine kaldırıldı. Orada, yaşam savaşının son dakikalarında dahi, verdiği mücadelenin ulviyetini taşıyordu. Ve 18 Temmuz 1979’da, Bursa’nın hastane odasında, cesaretini sonsuzluğa taşıyarak şehadet mertebesine yükseldi.
Hükümdar İnci, 18 yaşındaki bir öğrenci olarak, düşmanın korkakça saldırısına karşı dimdik durmuş, adını Türk Milliyetçiliği tarihine altın harflerle yazdırmıştır. O, yumruğunu son nefesine kadar ülkü uğruna sıkan bir kahramandır.
"O, gençliğiyle yürüdü sonsuzluğa. 18 yaşındaki bir yiğidin imanı, tarihin unutulmaz mührü olarak Bursa toprağına kazındı."