"Bazı yiğitler, sadece yaşadıkları mekanlarla değil; hayatlarını adadıkları desturla ve son nefeslerini verdikleri onurla anılırlar. Burhan Bünyat, adını tarihin sayfalarına değil, vatanın sarsılmaz ruhuna yazdıran bir erdir."
I. KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, 1980 yılının en karanlık günlerinde davasının sancağını omuzlayan bir inanç timsaliydi. BURHAN BÜNYAT. Kimliği, bir sıfatın ötesinde, bir duruşun ilanıydı: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT. O’nun hayatının özeti, sıradan bir biyografide değil, çetin bir cenk meydanında gizliydi. Vatanın birliğine kast eden ne varsa, o, karşısına dikildi. Varlığını, yedi düvelin tehdit ettiği mukaddes topraklara adayan bir neferdi.
II. BİLİNMEYENİN YÜCE ANLAMI
Burhan Bünyat’ın doğduğu şehir, yürüttüğü meslek, tarihin tozlu sayfalarına kaydedilmemiş olabilir. Fakat bu bilinmezlik, O’nun kahramanlığını gölgelemez; aksine, yüceltir. Çünkü O’nun tek doğum yeri, Milliyetçi ruhun yeşerdiği topraklardı. O’nun tek mesleği, Kızılelma yolunda davasına bekçilik etmekti. Gündelik yaşamın sıradan kayıtları, O’nun yüreğindeki büyük ateşi tanımlamaya yetmeyecekti. O, kimliğini davasının büyüklüğünde eritti ve Ankara’nın kalbinde, KAYAŞ Köstence Mahallesinde, bir yiğitlik nöbeti tuttu.
III. ANKARA’NIN SALLANAN SURLARI
Ankara, 1980 yılının Temmuzu'nda sadece bir başkent değil, uçurumun kenarındaki bir kale gibiydi. Her köşe başında pusu, her geceyarısı tehdit kol geziyordu. Burhan Bünyat, bu fırtınanın ortasında, inancını can pahasına koruyan binlerce Ülkücüden biriydi. O’nun ikamet ettiği KAYAŞ Köstence Mahallesi, sadece bir semt değil, ülkü uğruna verilen mücadelenin siperlerinden biriydi. O, tehlikenin tam ortasında, evinden ayrıldığı her anın bir veda olabileceğinin bilincindeydi.
IV. SON YÜRÜYÜŞ VE ATEŞ ÇEMBERİ
Ve takvimler, fedakârlığın yazıldığı o müthiş günü gösterdi: 18 TEMMUZ 1980.
Olay Günü’nün detayları, kahramanlığının büyüklüğünü kanıtlarcasına sessiz kalmıştır. Kimse O’nun son sözlerini, son bakışını tam olarak kaydetmedi. Ancak bilinen tek, acı ve net gerçek şuydu: Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine düşman kesilen, devrimci solcu-komünist militanlar, karanlık ellerini uzattılar. Onların gözünde Burhan Bünyat, yıkmak istedikleri milletin ruhuydu.
O, haince ve kalleşçe bir silahlı saldırı sonucu hedef alındı. Karanlık odakların mermileri, Ankara’nın soğuk caddelerinde yankılanırken; Burhan Bünyat, korkunun en yoğun olduğu anda bile inancından dönmedi, davasını satmadı. O, kendi kaderini değil, milleti için yazılmış büyük kaderi yaşadı. Son nefesini vermeden önceki o bilinmeyen an, O’nun davası için verdiği tavizsiz kararın ve sonsuz cesaretinin en yüce belgesidir.
V. ŞEHADETİN KANLI MÜHRÜ
Burhan Bünyat, Ankara toprağına, 18 Temmuz 1980 Cuma günü düştü. O’nun şehadeti, sadece bir ölüm değil, ülkücü hareketin davasına vurulmuş çelikten bir mühürdü. O’nun kanı, o dönemde yayılan komünist ihanetin karşısında, milliyetçi ruhun asla yenilemeyeceğinin kanıtı oldu.
Adı, sadece şehitler defterine değil; vatanın bağımsızlık ve haysiyet mücadelesinin en onurlu sayfalarına kazınmıştır.
"Yiğitlerin gömülmediği, fakat ruhlarının gökyüzüne karıştığı bilinir. Burhan Bünyat, gittiği gün, davasının ölümsüz meşalesi olarak Türk Milliyetçilerinin kalbine doğdu."