"Bir yiğidin hayatı, sadece nefes alıp verdiği yıllarla değil, uğruna verdiği son nefesle ve o son nefesi nasıl feda ettiğiyle ölçülür."
KİMLİĞİN KUTSAL YÜKÜ
O, sadece bir isim değildi; bir davanın taşa kazınmış kararlılığıydı: TAHSİN ESMER.
Doğduğu yerin coğrafi sınırları, mesleğinin kuru tanımı önemsizdi. Çünkü o, en yüce mesleğe talip olmuştu: İdealist bir nefer olmaya. O, alın teriyle yoğrulmuş bir İŞÇİ’ydi. Ailesi vardı; yuvasını Maltepe’nin sıcaklığına kurmuş, evlatlarıyla geleceğe umut taşıyan bir babaydı. Ama bu mütevazı hayat, tarihin zorlu bir döneminde, onu daha büyük bir göreve çağırdı. Tahsin Esmer, MHP Kartal İlçe Sekreterliği görevini üstlenerek, sadece bir idareci değil, inancın kalkanı oldu.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞTEN YOLU
Mücadele, onun için yeni bir meydan değildi; bir yaşam biçimiydi. Sadece görevini yapan bir memur değil, zorluk anında sancağı asla yere düşürmeyecek olan komutandı. Bu duruşu nedeniyle, karanlık eller onu defalarca hedef aldı. Her tehdit, her saldırı, onu yoldan döndürmek için atılmış birer kurşundu.
Ama Tahsin Esmer, sadece bir kez bile geriye adım atmadı. Defalarca canına kastedildi, ama o asla YILMADI. Her saldırıdan sonra, inancını daha da bileyerek, yoluna devam etti. Onun hayatı, zorbalığa karşı yazılmış, cesaretle imzalanmış bir manifestoydu. O, ölümü göze alarak davasının sarsılmaz kalesi olmayı seçmişti.
SON SOHBET VE EVE DÖNÜŞ KARARLILIĞI
Takvimler, büyük fedakârlığın yaşanacağı o kara günü, 18 TEMMUZ 1979’u gösteriyordu. İstanbul’un kalabalık karmaşasında, Tahsin Esmer, ülküdaşlarıyla son bir kez bir araya geldi. Bir çay bahçesinin huzurunda, memleketin dertleri konuşuldu, yarının umudu paylaşıldı.
Sohbetin ardından ayrılık vakti geldi. Omuzlarda hissedilen ağır yükü bir an olsun bırakarak, evine, ailesine doğru yola çıktı. Belki de çocuklarının yüzünü, eşinin tebessümünü hayal ediyordu. O, hayatın en saf anına, yuvasına doğru kararlılıkla yürüyen bir babaydı.
KIZIL PUSU VE YÜKSELİŞ
Çay bahçesinin sıcaklığından, İstanbul’un soğuk caddelerine adımını attıktan hemen sonra, kader ağlarını ördü. Kahramanlık, çoğu zaman en beklemediğimiz anda, en adi tuzaklarla sınanır.
Karanlık ve sinsi bir planın taşıyıcısı olan, rengi ihaneti simgeleyen KIRMIZI bir otomobil belirdi. Otomobilin içinden, pusu kuran hainler tarafından, Tahsin Esmer’in üzerine ateş açıldı. Bu bir çatışma değil, kararlı bir yiğide yapılan alçakça bir suikastti.
Vurulmuştu. Ağır yara almıştı. Ama onun davası için verdiği mücadele son nefesine kadar bitmedi. Ülküdaşları, onu kurtarmak için zamana karşı yarışarak hastaneye doğru yola çıktı. Ancak, Tahsin Esmer’in ruhu, bu dünyanın kirliliğini çoktan geride bırakmıştı. O, toprağa düşen bir fidan değil, göğe yükselen bir sancaktı.
Yolda, vatanın mücadelesi için attığı son nefesle, 18 TEMMUZ 1979 günü ŞEHADET mertebesine erişti. Bir işçinin bile, inancı uğruna verdiği mücadelenin ne kadar yüce olabileceğinin ebedi kanıtı oldu.
"Tahsin Esmer'in aziz hatırası, yılmayan ruhların ve adanmışlığın, ölümsüzlük mührünü vurduğu destansı bir miras olarak bu topraklara emanettir."