"Yüreği vatan sevdasıyla yananlar için yaş değil, adanmışlık mühürdür."
KİMLİK: NİKSAR’DAN YÜKSELEN SES
Adı, geleceğe adanmışlığın fırtınalı döneminde bir yiğitlik nişanesi olarak anıldı: Erdoğan Ulusu. Tokat’ın kadim coğrafyası, Niksar ilçesi, bu kahraman evladını dünyaya getirmişti. Ancak onun ömrü, coğrafyanın dar sınırlarına sığmayacak, inandığı değerler uğruna 23 yaşında bir destana dönüşecekti. O, henüz hayatının baharında, Gaziantep Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında oturan bir öğrenciydi; fakat defterleri ve kitaplarının yanında, alnında taşıdığı şeref madalyası, milletine olan sarsılmaz sadakatiydi.
ADANMIŞ BİR GENÇLİK DESTANI
Erdoğan Ulusu’nun davası, gençlik yıllarının heyecanıyla değil, çelikleşmiş bir bilinçle başlamıştı. Lise sıralarından itibaren, Ülkücü Hareketin safında, en ön cephede yer aldı. O, sadece bir takipçi değil, bir liderdi; henüz liseli iken teşkilatın İkinci Başkanlığını üstlenerek, adanmışlığın bir görev olduğunu fiilen gösterdi. O yıllar, onun ruhuna kazınan, geleceğin zorlu mücadelesi için hazırlanma evresiydi.
GAZİANTEP, MÜCADELENİN ATEŞ ÇEMBERİ
Gençlik ateşi ve idealleri onu Gaziantep’e, mücadelenin en şiddetli yaşandığı şehirlerden birine taşıdı. Eğitim Enstitüsündeki öğrencilik hayatına rağmen, davasına olan bağlılığını bir an bile eksiltmedi; Gaziantep sokakları ve okulları, onun adanmışlığının yeni meydanları oldu. O, ülkesinin geleceği için gürültülü bir kaosun ortasında, kararlılığın ve cesaretin sessiz sancağını taşıyordu. Duruşu, inancının gücünü yansıtıyordu.
O KARANLIK GECE VE DÖRT GÜNLÜK DİRENİŞ
Takvimler 7 Nisan 1980’i gösteriyordu. Gün batımından sonra, karanlığın ve hainliğin perdesi Gaziantep Dereağzı Mahallesi’ndeki masum bir öğrenci evine indi. Akşam saat 21:15 civarında, devrimci-solcu komünist militanlar, bu kutsal çatıya alçakça bir baskın düzenlediler.
Hain mermiler, vatanına adanmış 23 yıllık bir hayatı hedef aldı. Açılan vahşi ateş sonucu, ülküdaşımız Erdoğan Ulusu ağır yaralandı. O an, bir hesaplaşma değil, bir pusu, bir can pazarıydı. O, yara alarak düştü, ama davası asla yere düşmedi.
Ağır yara almasına rağmen, hayata tutunma mücadelesi başladı. Vücudu yaralı, ruhu dimdik olan Erdoğan Ulusu, hemen Adana Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. Dört gün boyunca, 7 Nisan’dan 11 Nisan’a kadar, hayatta kalmak için amansız bir savaş verdi. Bu dört günlük direniş, onun sadece bir öğrenci değil, inancının son damlasına kadar savaşan bir kahraman olduğunun kanıtıdır.
EBEDİ YOLCULUK VE ŞEHADET
Ne var ki, mermilerin açtığı yara, sadece vücuduna değil, milletin kalbine de derin bir iz bırakmıştı. 11 Nisan 1980 günü, hastanede verdiği o destansı savaşı kaybetti ve ardında bıraktığı şeref dolu izlerle Ülkücü Şehitler Kervanı’na katıldı. Erdoğan Ulusu, ruhunu teslim ederken, 23 yaşında bir genci kurban edenlerin karanlığına, ebedi bir ışık bıraktı.
Onun bedeni, doğduğu topraklara, Niksar’a götürülerek, şehitlik mertebesiyle memleketinde toprağa verildi. O artık, sadece bir isim değil; vatanın bekası uğruna gencecik ömrünü feda edenlerin mukaddes hatırasıydı.
"O, son nefesiyle bile bir neslin alnına cesareti yazdı. 11 Nisan 1980, bir son değil, sonsuz bir destanın başlangıcıdır."