"Bazı yiğitler, cephe hattında değil; sekiz canın rızkı için yürüdüğü yolda, inancının sarsılmaz bir kalesi olarak şehit düşer."
YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI MİRAS
O, Anadolu’nun derinliklerinden, Adana toprağının asil kokusunu taşıyan Ceyhan’ın Sarıkeçili Köyü’nden geliyordu. Ali Görkem, sadece bir isim değil, ait olduğu coğrafyanın dirençli ve inançlı ruhunun bir timsaliydi. Zorlu bir dönemin ortasında, 1979 yılının Temmuz sıcağında, ülkesine olan sadakatini sırtında taşıyan milyonlardan biriydi.
SEKİZ YÜREĞİN KAHRAMANI
Tarihler 18 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, Ali Görkem 37 yıllık ömrünü, alın teriyle yoğrulmuş bir adanmışlıkla geçirmişti. O bir asker, bir komutan değildi; o, BOSSA Fabrikası’nda çalışan bir işçiydi. Ancak onun mesaisi, sadece makinelerin sesiyle değil, sırtında taşıdığı büyük sorumluluğun ağırlığıyla yankılanıyordu. Evliydi ve tam sekiz evlada babalık ediyordu. Adana PTT Evleri mahallesinde ikamet eden bu çilekeş yiğit için her gün doğan güneş, sekiz çocuğun aç kalmaması, haysiyetle büyümesi için verilmiş kutsal bir mücadele demekti. Onun kahramanlığı, sessizliğinde ve fedakârlığındaydı.
O SON SABAHIN IŞIĞI
O gün, diğer tüm günler gibi başladı. Ali Görkem, evinden çıktı. Ayakları, çoluk çocuğunun helal rızkını kazanacağı iş yerine doğru kararlılıkla ilerliyordu. O, hayatın ve emeğin peşindeyken, karanlık ideolojilerin zehirli gölgesi şehrin üzerine çökmüştü. Kalbi vatan sevgisiyle atan, sadece işine giden bir babaydı o. Ancak bu, devrimci solcu ve komünist militanların kurduğu hain pusunun hedefi olmak için yeterli bir sebepti.
İDEALLERİN BEDELİ VE VEFA
Masumiyetin ve emeğin sembolü olan bu yolda, Ali Görkem, bir grup alçak militanın silahlı saldırısına uğradı. O, silahsızdı, sadece ekmek mücadelesi veriyordu; ancak inancının zırhı o denli kalındı ki, hain kurşunlar sadece bedenini durdurabildi, ruhunu ve davasını asla.
Olayın dehşeti henüz dağılmamışken, o karanlık dönemin en büyük ihanetlerinden biri sahnelendi. Devrimci sol örgütlerle işbirliği yapan, o günlerin utanç lekesi olan POL-DER’li polisler, şehit düşen ülküdaşımızın yanına geldi.
Bu alçak zihniyetin temsilcileri, cansız bedenin cebini yokladılar. Ve orada, Ali Görkem’in tüm inancını, tüm adanmışlığını mühürleyen bir miras buldular: Ülkücü bir şaire ait bir şiir. O şiir, onun sadece bir işçi değil, aynı zamanda davasına gönülden bağlı bir nefer olduğunun kanıtıydı.
Bu kutsal duruşun karşısında, hainler acımasızlıkta sınır tanımadı. Şehidimizin cenazesini tekmeleyerek, tarihe kara bir leke olarak geçecek şu cümleleri sarf ettiler: “Bir faşist daha temizlendi.”
Ancak Ali Görkem temizlenmedi; o, sadece toprağa değil, milletinin vicdanına ekildi. O şiir, o tekme, o alçak sözler, onun davasına ne denli sadık kaldığının ve uğruna can verdiği mücadelenin ne denli çetin olduğunun en acı ve en onurlu kanıtı oldu. Ali Görkem, sekiz evladının rızkı için yola çıkmış; ancak tüm milletin geleceği için şehadet mertebesine ulaşmıştır.
"O, cebinde şiir taşıyan bir işçiydi. Vurulduğu an, sadece bir can değil; zulme karşı eğilmeyen bir imanın destanı yazıldı."