"Bazı insanlar sadece yaşamaz, onlar vatanın kaderine yürüdükleri cesur adımlarla tarih yazarlar. Mehmet Durak da o adımların sahibiydi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
Bu destansı hikâyenin kahramanı, Malatya’nın kutlu toprağı Doğanşehir’de filizlenmiş, gençliğinin baharında ülkü uğruna kendini adamış bir yiğitti: Ülkücü Şehit Mehmet Durak. Onun adı, 17 Temmuz 1980 tarihiyle sonsuza dek mühürlenmiş, 26 yıllık ömrüne sığdırdığı kararlılık, bir milletin vicdanına kazınmıştır. Doğduğu topraklar, şehadetinin de mekanı olmuştur; Malatya, onun fedakarlığıyla şereflenen kutsal bir sığınaktır.
ADANMIŞ BİR YÜREK VE CESARETİN MESLEĞİ
Mehmet Durak sadece 26 yaşındaydı; hayatının ve umutlarının zirvesindeydi. O, ne bir asker ne de cephede bir neferdi; o, halkının arasında, hayatın tam ortasında bir Esnaf/Taksici’ydi. Bu meslek, onu ülkesinin en çalkantılı, en tehlikeli yollarına sürüklüyordu. O, ekmeğini kazanırken aynı zamanda ülkülerinin meşalesini taşıyan, her an pusuya düşme ihtimali olan bir yiğitlik nöbetindeydi. Sıradan bir gün, onun için davasından asla vazgeçmediği bir direniş sahasıydı.
MALATYA YOLUNDA SON VARDİYA
O gün, 17 Temmuz 1980’in ağır ve tehlikeli öğle vaktiydi. Saatler 15:00’i gösterirken, Mehmet Durak Doğanşehir’den Malatya il merkezine doğru vazifesini ifa ediyordu. Yanında, aynı inancı, aynı kararlılığı ve aynı fedakârlık ruhunu taşıyan Ülküdaşı Şahattin Kaya vardı. Onlar, sadece yolculuk yapmıyorlardı; ülkenin geleceğini taşıyan iki nefer olarak, zor zamanların karanlık yollarında ilerliyorlardı. Bilmiyorlardı ki, bu yol, onların son, ama en büyük mücadelesinin sahnesi olacaktı.
O KARANLIK PUSU, O SON ATEŞ
Taksisinin tekerlekleri Malatya merkezine yaklaştıkça, gökyüzü ihanetle karardı. Yoldaki sessizlik, komünist militanların kurduğu alçakça pusunun habercisiydi. Onlar, adil bir çatışmayı değil, karanlık bir infazı seçmişlerdi. 15:00 sularında, otomatik silahların hain ateşi Mehmet Durak’ın ve Ülküdaşı Şahattin Kaya’nın üzerine sağanak gibi yağdı. Bu, sadece iki bedene sıkılan kurşunlar değildi; bu, bir idealin sesini susturmaya yönelik bir kalkışmaydı. Ancak Mehmet Durak, o son anlarında bile inancından dönmedi, cesaretini yitirmedi ve yanındaki dava arkadaşıyla omuz omuza, şerefli bir direnişin son nefesini verdi.
ŞEHADETİ VE ETERNAL DÖNÜŞ
Gencecik bedeni, 26 yaşındaki o yiğit ruh, Malatya yolunda son kez huzura kavuştu. Onun şehadeti bir kayıp değil, gelecek nesillere miras bırakılan en büyük ders oldu: İdeal, can pahasına korunur. Mehmet Durak’ın aziz na’şı, doğduğu ve sevdiği topraklara, Doğanşehir’e geri getirildi ve asil toprakla buluştu. O, görevini tamamlamıştı.
"Mehmet Durak’ın kanıyla mühürlenen o yol, artık sadece bir yol değil; Türkiye’nin bağımsızlığı ve inancın gücü için ödenmiş, ebedi bir bedelin simgesidir."