"Bazı insanlar ömürlerini bir mesleğe, bazıları ise bir ideale adar. Kemal Aslan, her ikisini de vatan aşkıyla mühürlemişti."
BİR SÜRMENE MEŞALESİ
Trabzon’un Sürmene topraklarında filizlenen bir adanmışlık hikayesiydi bu. O, 25 yıllık kısa ömrünü hem ilme hem de yüksek bir ülküye adamış olan KEMAL ASLAN’dı. Sürmene Ticaret Lisesi’nin koridorlarında matematiğin kesinliğini genç zihinlere işlerken, bir yandan da geleceğin inşası için omuz veren bir neferdi.
Bir eğitimci olarak, sadece ders kitaplarıyla sınırlı kalmadı; o dönemde ülkücü fikriyatın yılmaz sesi olan ÜLKÜ-BİR çatısı altında yer aldı. O’nun için öğretmenlik sadece bir meslek değil, milletinin vicdanını aydınlatma göreviydi.
YÜKSEK HEDEFLER VE İSTANBUL YOLCULUĞU
1980 yılının o zorlu günlerinde, Kemal Aslan’ın gözleri sadece Sürmene’yi değil, dünyanın dört bir yanını görüyordu. O, bilgisini ve idealini sınırların ötesine taşımaya kararlıydı. Yurtdışı öğretmenliği sınavına girmek üzere, Haydarpaşa Lisesi’nde yapılacak kritik bir sınav için memleketinden ayrılıp İstanbul’a gelmişti. Gayesi, milletinin adını ve kültürünü uzak diyarlara taşımak olan bir kahramandı.
İstanbul, O’nun için büyük hayallerin başlangıç noktası olacaktı; ama kader, O’na bambaşka bir durak hazırlamıştı.
BİR KARDEŞ ZİYARETİNDE BEKLEYEN TUZAK
Sınav öncesi, İstanbul’un Alibeyköy semtinde hayat mücadelesi veren abisinin bakkal dükkanına uğradı. Bu, sadece bir aile ziyareti, bir hasret giderme anıydı. Oysa ki 17 Temmuz 1980 Perşembe günü, küçük bir bakkal dükkanı, ülkenin üzerine çöken şiddetin ve karanlığın tam ortasında kalacaktı.
Kemal Aslan, geleceğe dair umutlarla dolu bir odada otururken, bakkala devrimci solcu-komünist militanlar tarafından silahlı bir baskın düzenlendi. Bu, idealleri uğruna yola çıkan bir öğretmene karşı kurulmuş, planlı ve alçakça bir pusu idi.
SON NEFES VE DESTANSI DİK DURUŞ
O an yaşanan mücadele, kuru satırlara sığmayacak kadar büyüktü. Bir elinde tebeşir olan bir idealistin, silahlı vahşet karşısındaki duruşu; bakkalın dar alanında yankılanan bir onur mücadelesine dönüştü. Kemal Aslan, o karanlık saldırı karşısında fedakârca direndi, ancak hain kurşunlar O’nu hedef aldı.
Hiçbir detayın tam olarak bilinmediği o kahramanlık anında, O, geriye çekilmeyi değil, ait olduğu ülküye olan sadakati seçti. Ağır yaralanmasına rağmen geri adım atmayan yiğit ülküdaşımız, bu menfur saldırı sonucunda yüreği vatan sevgisiyle dolu olarak son nefesini verdi.
O, 17 Temmuz 1980 tarihinde, 25 yaşında, bir eğitim neferi olarak çıktığı yolda, ülkesinin karanlık eller tarafından nasıl kuşatıldığını kanıyla ispatlayarak şehadet mertebesine erişti. İstanbul, bir öğretmenin kanıyla sulanmış, tarihe kazınmış bir kahramanlık meydanı oldu.
"O, 25 yıllık ömrünü sadece bitirmedi; bir milletin vicdanına adanmışlığın ve cesaretin ölümsüz mührünü vurdu."