"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; inanç uğruna tutulan bir andın, millet sevgisinin mühürü olur."
KİMLİĞİ VE YEMİNİ
O, tarihin tozlu sayfalarına sadece bir isim olarak değil, adanmışlığın sarsılmaz bir timsali olarak yazıldı: MÜFİT DAYIOĞLU.
Doğduğu topraklar, yiğitliğin beşiği Çankırı’ydı. Ancak onun gerçek yurdu, kalbinde taşıdığı ülkülerdi. O, ne bir makam sahibiydi ne de yüksek rütbeli bir komutan. O, alın teriyle geçinen, onurlu bir İŞÇİ'ydi. Mesleği basitti belki, ama duruşu çelikten yapılmıştı. Müfit Dayıoğlu, 17 Temmuz 1973 günü, sadece bir kişinin değil, bir davanın şehidi olacağını henüz bilmiyordu.
ANKARA’YA YÜRÜYÜŞ
Ekmek davası ve ideal aşkı, onu Çankırı’dan başkentin kalbine, ANKARA’ya doğru yola çıkarmıştı. Topraklık Semtinde sade bir hayat kurdu, çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağladı. O, kalabalığın içinde yürüyen sıradan bir işçi gibi görünse de, her adımı inandığı değerler için atılıyordu. Ankara’nın sert sokaklarında, mücadelesi sadece günlük geçim zorluğuyla sınırlı değildi; aynı zamanda inançsızlığın ve yıkıcılığın yükselen dalgasına karşı verilen fikri bir savaştı.
SAMANPAZARI’NDA SON NÖBET
Takvim yaprakları, o karanlık günü, 17 TEMMUZ 1973’ü gösterdiğinde, Müfit Dayıoğlu Samanpazarı’ndaydı. Her günkü gibi, hayatın telaşı içinde, bir otobüs durağında bekliyordu. Ancak o an, beklemekten çok, vatanın tehlikeye düştüğünü hisseden bir neferin son nöbeti başladı.
Karanlık gölgeler aniden belirdi. Yanına, davasının düşmanı olan, ideolojinin keskin hatlarıyla bilenmiş üç devrimci solcu-komünist yaklaştı. Önce sözler çarpıştı; bu, sadece bir 'ağız dalaşı' değildi, Müfit Dayıoğlu’nun imanı ile yıkıcılığın zehirli dili arasındaki destansı bir meydan okumaydı. O, duruşuyla, inancından zerre taviz vermeyeceğini haykırdı.
ONUR VE ŞEHADET
Sözlerin gücü tükendiğinde, zalimlik çeliğe sarıldı. Üç kişi, silahsız ve tek başına duran bu yiğit ülküdaşımıza hunharca saldırdı. Sayıca üstün olmanın ve kalleşçe bir bıçağın avantajını kullananlar, Müfit Dayıoğlu’nun sarsılmaz bedenini hedef aldılar.
Ankara’nın ortasında, Samanpazarı’nda, o gün sadece bir can alınmadı; bir inanç, son nefesini onurla verdi. Müfit Dayıoğlu geri çekilmedi. O, davasına olan bağlılığını en yüksek bedeli ödeyerek ispatladı. Bir işçi, ülkü uğruna can vererek ŞEHİT’lik makamına erişti ve adını, 1973 yılının fedakarlık destanına altın harflerle yazdırdı.
"Adı, eyleminin büyüklüğü kadar net, fedakarlığı ise tarihe düşülmüş en soylu imzadır."