"Bazı ruhlar gökyüzüne aittir, yeryüzünde ne kadar kalsalar da, hep yükseklerdeki bir davaya adanmışlardır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YÜKSEK HAYAL
Anadolu’nun kalbi Niğde’nin Bor ilçesi, 08 Haziran 1950 tarihinde, İskender Karyağdı adında, geleceğe dair büyük hayaller taşıyan bir kahramanı dünyaya getirdi. O, sadece bir öğrenci değildi; memleketinin toprağından aldığı sadakati, zekâsıyla birleştirerek Cumhuriyet İlkokulu’ndan Şehit Nuri Pamir Lisesi’ne dek başarıyla yürüdü. Genç İskender’in ruhunda, gökyüzüne ulaşma arzusu, bir pilot olma ideali vardı. Kader, ona bu kanatları doğrudan takmadı belki; ancak bu yüksek emel, kardeşi Uğur Karyağdı’nın pilot olmasıyla manevi olarak gerçekleşmiş kabul edildi. Bu fedakâr kabulleniş, onun hayatının özetiydi: Şahsi arzuları değil, davasının ve ailesinin başarısı öncelikliydi.
ADANMIŞLIĞIN VE İRFANIN YOLU
Milli davanın bilincini taşıyan İskender Karyağdı, Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünden mezun olarak irfan yolunda önemli bir meşale yaktı. Ardından iş dünyasının kalabalığına, İstanbul’a adım attı. Tıpkı ülküye olan adanmışlığı gibi, burada da başarıyı kendisine rehber edindi ve zirvelere ulaştı. Maddi başarı, onu ülkücü yoldan asla ayırmadı. O, elinde tuttuğu her başarıyı, davasının güçlenmesi için bir araç olarak gördü; zira kalbi, karanlık bir çağda aydınlık için mücadele eden arkadaşlarıyla çarpıyordu.
KADERİN ÇAĞRISI VE ANKARA’DAKİ SON ZİYARET
17 Temmuz 1979 günü, o, huzurlu ve başarılı yaşamını bir kenara bırakarak, vazifesinin kendisini çağırdığı yere, Ankara’ya doğru yola çıktı. Onun bu yolculuğu, bir kaçış değil, bir moral verme ve dayanışma eylemiydi. Geriye bıraktığı ve özlediği okul arkadaşlarını ziyaret etmek, onların omuzlarına dokunmak ve davaya olan inancı pekiştirmek için gelmişti. Bilmiyordu ki, bu ziyaret, onun son ve en büyük fedakârlığı olacaktı.
O KARANLIK GÜN VE KAHPE TUZAK
Ankara, Bahçelievler’de, kardeşliğin ve ideallerin simgesi olan MİSK binası, o gece bir ihanetin hedefiydi. Takvimler 17 Temmuz 1979’u gösterirken, saatler 22.20’yi vurduğunda, binanın garajına yerleştirilmiş alçakça bir bomba, hain bir saldırının fitilini ateşledi. İskender Karyağdı, tam da dayanışma için orada bulunduğu sırada, bu dehşetli patlamanın ortasında kaldı.
ŞEHADET ANITI
İhanetin gürültüsü Ankara semalarında yankılanırken, ağır yaralı olarak İlkyardım Trafik Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorların tüm çabalarına rağmen, vatan ve dava uğruna kalbini feda eden bu yiğit ülküdaş, kurtarılamayarak şehitlik mertebesine yükseldi.
Onunla aynı kaderi paylaşan, aynı yolda yürüyen arkadaşı ve ülküdaşı Mustafa Arıcak da bu kahpe saldırının yaralarıyla mücadele etmiş, ancak üç gün sonra, 20 Temmuz 1979 günü şehit düşmüştü. İskender Karyağdı, geride bıraktığı başarıları ve yüreğindeki sarsılmaz imanıyla, memleketi Bor’a, doğduğu topraklara, bir kahraman olarak döndü ve sonsuzluğa uğurlandı.
O, sadece bir meslek sahibi veya başarılı bir iş insanı değildi; o, idealini kalbinde taşıyan, moral vermek için çıktığı yolda şehadeti kucaklayan, adanmışlığın ta kendisiydi.
"Bedenler kurşunla devrilse de, uğruna verilen ruh, milletin hafızasında sonsuzluğa mühürlenir."