"Bazı hayatlar, sadece nefes almak için değil, uğruna ölünecek bir inancı yaşatmak için vardır."
KİMLİĞİ VE YOZGAT’TAN YÜKSELEN İRADE
Mutlu Ünlütürk... Adının taşıdığı mutluluğu, mücadelesinin çileli yoluyla birleştiren bir yiğit. O, Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinden çıkıp, inançlarını İstanbul’un çalkantılı sokaklarına taşıyan bir Anadolu fedaisiydi. Takvimler, 17 Temmuz 1979’u gösterdiğinde henüz 32 yaşındaydı; ancak ömrünün kısacık baharına sığdırdığı adanmışlık, asırlar sürecek bir destanın ilk satırlarıydı.
MARANGOZUN KUTSAL MÜCADELESİ
Mutlu Ünlütürk bir esnaftı, bir marangozdu. Elleri, sadece keresteyi yontmakla kalmadı, aynı zamanda inancın temellerini attı. O, sadece inşaat malzemeleri satan bir dükkanın sahibi değildi; o dükkan, onun duruşunun, inancının sarsılmaz kalesiydi.
İstanbul’un tehlikeli nabzının attığı Bayrampaşa Yıldırım mahallesinde, tehlikeye aldırmaksızın Ülkü Ocakları Derneği’nin şubesini açarak, idealist gençliğin yolunu aydınlattı. Yetmedi; Eyüp İlçe teşkilatının yönetiminde görev alarak, siyasi mücadelede de en ön saflarda yerini aldı. O, bir yandan dürüst ticaretini yaparken, diğer yandan vatanının geleceği için göğsünü siper eden, duruşuyla herkese örnek olan bir kahramandı.
SON SABAH VE KAHRAMANIN NÖBETİ
17 Temmuz 1979 sabahı, saatler 10:30’u gösteriyordu. Güneşin doğuşuyla kalkmış, helal rızkını kazanmak için dükkanının başına geçmişti. O, vatanı için nöbet tutuyordu; hem ticaretinin, hem de davasının başında.
Ancak karanlık, gündüz vakti süzüldü dükkanına. Pusudan beslenen, alçaklığın gölgesinde büyüyen DEV-SOL militanları, o kutsal mekâna baskın düzenledi. Karşısında bir ordu değil, sadece marangoz tezgahının başında duran, 32 yaşında bir idealist vardı.
KURŞUN YAĞMURU VE İHANET VAKTİ
Silahlar patladı. O yiğit adam, dükkanını bir kale gibi savunarak, inançlarından dönmedi. Ağır silahlarla donanmış hainler, Mutlu Ünlütürk’e kurşun yağmuruna tuttular. O an, bir ticaret dükkanı, bir direniş mevzisine dönüştü.
Mutlu Ünlütürk, geri adım atmadı, teslim olmayı düşünmedi. O, durduğu yerde, çalıştığı yerde, inancını temsil ettiği yerde can verdi. Aldığı ağır yaralarla olay yerinde şehadet mertebesine ulaştı.
FEDAKARLIĞIN MÜHRÜ
Kahramanın son nefesi, inancın mührü oldu. Ne hazindir ki, bu destansı mücadele sonrası, kolluk kuvvetleri olay yerine ancak bir saat sonra gelebildi. Bu bir saatlik gecikme, Mutlu Ünlütürk’ün ne denli yalnız bir savaş verdiğinin ve fedakârlığının ne kadar büyük olduğunun acı bir kanıtıdır.
O, inandığı değerler uğruna kendi mesai saatinde, ekmeğini kazandığı yerde düştü. O’nun şehadeti, kuru bir olay kaydı değil; idealler uğruna ödenen en ağır bedelin, marangoz tezgâhının başında yazılan destansı bir sonun adıdır.
"Mutlu Ünlütürk, adının hakkını verdi; çünkü inanmak, ölüme rağmen geride şerefli bir nam bırakmaktır."