"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak 22 yıllık ömre sığdırılan bir duruş, karanlığın üzerine çekilen bir bayrak olur. Kemal Özlü, işte o bayrağın ta kendisiydi."
KİMLİĞİ VE MİSYON ATEŞİ
Havza’nın köklü toprağı, Samsun’un omuzlarında, 1958 yılının göğsüne ekilen bir fidanın, ÜLKÜCÜ ŞEHİT KEMAL ÖZLÜ’nün destanına şahitlik ediyordu. O, ailesinin tek umudu, Memduhiye Mahallesi'nin parlayan ışığıydı. Gençliğinin baharında, henüz 22 yaşındayken, sadece bir birey değil, bir idealin temsilcisiydi. O’nun mesleği, bir kâtip ya da tüccar olmak değil; Çorum Eğitim Enstitüsü’nden aldığı o kutsal diplomayla, milletin geleceğini inşa eden bir ÖĞRETMEN olmaktı.
Erzincan’ın ücra köşelerinde, bilgiyi ve sevgiyi yeşertme misyonunu üstlenmişti. O yıllar, memleketin kanlı bir girdaba sürüklendiği, fikirlerin can pahasına savunulduğu 1980’li yılların hemen eşiğiydi. Kemal Özlü, görev yerinden ayrılıp, Ramazan ayının manevi huzurunu ailesiyle paylaşmak üzere, doğduğu topraklara, Samsun’a dönmüştü. Bu dönüş, yüreğinde taşıdığı davasına olan sarsılmaz bağlılığın kısa bir nefesiydi.
RAMAZAN GECESİ VE SON ADIM
Tarih 17 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, hava Ramazan’ın ağır ve huzurlu kokusunu taşıyordu. O gün, bir öğretmenin, bir ülküdaşın, ailesinin tek evladının, bir kahramanın son yeryüzü görevi tamamlanıyordu. O, iftarını yapmış, bedenini ve ruhunu o kutlu yolculuğa hazırlamak için abdestini almıştı. Niyeti belliydi: Teravih namazına yürümek, Hakk’a yakınlaşmak.
Kemal Özlü, evinden çıktı. Attığı her adım, sadece evlerine yakın olan mescide doğru atılmıyordu; aynı zamanda, inancının gerektirdiği yolda kararlılıkla ilerleyişin bir göstergesiydi. O, karanlık çağın ortasında, elinde bir fenerle yürüyordu.
ZULMÜN ÇUKURU VE İMANIN DİRENİŞİ
Ne var ki, o karanlık gece, hainliği ve kalleşliği göğsünde saklayanların gölgesiyle çevriliydi. Evlerine yakın, o masumane boş arsa, bir anda hainliğin yuvasına dönüştü. Pusuyu kuran, devrimci katiller, insanlıktan nasibini almamış caniler, arsadaki boş bir çukura sinmişlerdi. Onların amacı, sadece bir can almak değil, bir fikri, bir duruşu ortadan kaldırmaktı.
Kemal Özlü, inancının verdiği huzurla yürürken, saklandıkları çukurdan fırlayan ölümün gölgesiyle karşılaştı. Gözü dönmüş katiller, bir an bile tereddüt etmeden ateş açtılar. Ağır yara alan, yere düşen o genç öğretmen, inandığı değerler uğruna sarsılmaz bir kararlılıkla, zulmün tam ortasında durmuştu. O an, bir ülküdaşın en yüce mertebeye yükseldiği an oldu. Samsun'da, 17 Temmuz 1980 günü, Kemal Özlü, düştüğü yerde ŞEHİT oldu.
EBEDİ UYANIŞ
O'nun şehadeti, sadece bir kurşunun sonlandırdığı bir hayat değil, 22 yıllık kısacık bir ömrün en yüce davaya adanışının mührüydü. Canını, inandığı topraklar uğruna, bir Ramazan gecesinin huzurunda feda etti.
ÜLKÜCÜ ŞEHİT KEMAL ÖZLÜ’nün aziz naaşı, doğduğu ve uğruna şehit olduğu toprakların kalbine, Havza-Memduhiye Mahallesi Mezarlığı'nda ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. O, Erzincan’daki öğrencilerine ve Havza’daki ailesine bıraktığı en büyük dersi, yani fedakârlığın anlamını, kanıyla yazmıştır.
"O, sadece bir mescide yürümüyordu; o, tarihin huzurunda, imanıyla göğüs gererek şehadete yürüyordu. Onun düştüğü yer, bir çukur değil, bir destanın başlangıcıdır."