"İnanç, tezgâhın arkasında bile olsa, bir milletin kalesidir. Kimi erler, sokağı vatan belleyip sessizce düşer."
KİMLİĞİ VE BİR MİLLETİN ADI
O, sadece bir isim değildi; bir davanın yürüdüğü yolda atılan her adımın adanmışlığıydı: Turan Doğan.
Doğduğu yerin kaydı, belki de tarihin kuru sayfalarına düşülmemişti; çünkü o, coğrafyadan bağımsız bir ülküye aitti. Onun vatanı, yüreğinde taşıdığı sarsılmaz inançtı. Kimliği, mesleğinden önce gelen, uğruna can verilebilecek tek sıfattı: Türk Milliyetçisi.
TAŞINAN SANCAK: BİR ESNAFIN DİRENİŞİ
Turan Doğan, sıradanlığın perdesi altında büyük bir duruş sergiliyordu. İstanbul’un kalabalık ve çalkantılı nabzının attığı Eminönü’nde, hayatını alın teriyle kazanıyordu. Tezgâhı, onun geçim kaynağıydı; ama ruhu, çok daha büyük bir davanın karargâhıydı. O, sokağın esnafıydı, ancak ruhunun haritası dağların doruklarına çizilmişti.
Onun "suçu" olarak görülen tek şey, davasına olan sadakatiydi. Düşmanlarının gözünde, Turan Doğan, sadece bir pazar satıcısı değil, ortalığı saran karanlığa ışık tutan bir simgeydi.
O KARANLIK GÜN VE SÜREN OKUMA
Tarih, 17 Temmuz 1980’i gösteriyordu. İstanbul, ideolojilerin kanla yazıldığı bir devrin ağır nefesi altındaydı. Turan Doğan, her sabah yaptığı gibi, tezgâhının başında duruyor, rızkını kazanıyordu. Ancak elinde sadece terazi değil, inancının manifestosu da vardı. O gün, tezgâhta satış yaparken, tehlikeye meydan okurcasına, her günkü gibi Hergün gazetesini okuyordu.
O, gazetesini okurken, sokakların gölgelerinde sinsice dolaşan 2 devrimci solcu gördü. Bu manzara, ne ilk ne de sondu. Turan Doğan, tehlikenin farkındaydı, ancak inançtan dönmek, onun sözlüğünde yoktu. Tezgâhının başında durarak, varlığıyla davasının meşalesini yanık tutuyordu.
SON DURUŞ VE ŞEHADET ANITI
Akşam çökmeye başlamış, Turan Doğan tezgâhını toplama hazırlığına girişmişti. Artık eve dönme vaktiydi. Oysa kader, onun için başka bir vatanın kapısını açmak üzereydi.
O an, tam da esnafın günlük mesaisini bitirdiği o sıradan anda, gölgelerden çıkan eli kanlı katiller, bir anda ortaya çıktı. Turan Doğan, inancının bedelini ödemeye çağıran bir silahlı saldırıya uğradı. O an, sarsılmaz bir ruhun son nefesi, Eminönü’nün taşlarına düştü. O, bir çatışmada değil, bir kurşunun arkasından gelen hıyanette şehit edildi.
Esnaf kıyafeti içinde, en kutsal kimliği olan Milliyetçiliğin nişanesiyle düşen Turan Doğan, 17 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul’da; sükûnetiyle sarsılmaz duruşunu feda ederek, bir bayrak gibi toprağa emanet edildi.
"Takvimler 17 Temmuz 1980’i gösterirken, Turan Doğan; tezgâhını değil, ruhunu vatanına devretti. Bazı hayatlar, sadece tarihin değil, kahramanlığın sayfasına yazılır."