"Bazı ömürler, bir nefes kadar kısa sürse de, milletin vicdanında bir destan kadar uzun yankılanır."
KİMLİĞİ VE İNANCI
O, sadece bir isim değildi; o, bir duruşun, bir inancın sarsılmaz kalesiydi. Tarihin en zorlu günlerinde bile fikrinden, milletinin sevdası olan ülküden zerre taviz vermeyen, adanmış bir ruh, bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücüydü. Adı: Reşat Kılıç. Genç yaşında, henüz hayatının baharında, Amasya topraklarının yetiştirdiği bu yiğit, geleceğin teminatı olması gereken lise sıralarından kalkıp vatanın hürriyet mücadelesine yürümüştü. O, Ticaret Lisesinde okuyan, ancak ruhunda bin yıllık bir tarihi taşıyan bir öğrenciydi.
AMASYA’NIN YÜREĞİ VE YÜKSELEN TEHDİT
Doğduğu topraklar olan Amasya, aynı zamanda onun son kalesi olacaktı. Hayatını adadığı kutsal değerler uğruna mücadele ederken, takvimler 10 Nisan 1979’u gösteriyordu. O tarihte bile, ülkenin üzerine çöken karanlık ideolojiler, gençliğin huzurunu tehdit ediyordu. Reşat Kılıç, o büyük davanın neferi olarak, bu tehlikenin ortasında dimdik durmayı seçti.
ADANMIŞLIĞIN AREFESİ VE ŞENLİKTEKİ PUSU
Merzifon’un Gümüşhacı Köyü Caddesi, o gün Seçen şenliklerinin coşkusuyla doluydu. Gençler, memleketin doğal neşesini yaşıyordu. Ancak bu huzur, kirli eller tarafından bozulmaya mahkumdu. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, barışçıl şenliği kaosa çevirmek üzere yola çıkmışlardı. Onların amacı taşkınlık çıkarmak, sindirmek ve zorbalıkla ortalığı kana bulamaktı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE SON DİRENİŞ
Taşkınlık ve tehdit, hızla hain bir saldırıya dönüştü. O karanlık zihniyetin temsilcileri, silahsız ve masum ülkücü gençlerin üzerine korkakça ateş açtılar. İşte o an, Reşat Kılıç’ın gençlik ateşi, kahramanlık ruhuyla harmanlandı. Geri çekilmeyi, kaçmayı düşünmedi; o, sadece inancını ve arkadaşlarını korumayı düşündü. Karşısındaki mermi yağmuruna aldırmadan, vatan ve ülkü uğruna bedenini siper etti.
SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ
Açılan bu menfur ateş sonucu, Reşat Kılıç, aldığı kurşun yarasıyla sarsıldı. Hain bir kurşun, alnına değil, milletin geleceğine ve kalbine saplandı. O an, Merzifon’un o caddesi, sadece bir sokak değil, bir kahramanlık meydanı oldu. Reşat Kılıç, başından aldığı yara ile henüz 10 Nisan 1979 günü, mücadelesini şehadet mertebesine taşıdı.
Mustafa Yeşilırmak ve Selim Demirörgü yaralanarak o çatışmadan sağ çıksalar da, Reşat Kılıç'ın düşüşü bir yenilgi değil, aksine bir zaferdi. O, canını vererek, davasının ölümsüz olduğunu tüm düşmanlarına kanıtlamıştı. Kanıyla yazdığı bu destan, Amasya semalarında yankılanarak, nesilden nesile aktarılacak bir yemine dönüştü.
"Şehit Reşat Kılıç, inancın ateşiyle yürüdüğü son yolda, gençliğini bu vatana armağan etti. Unutulmasın ki, vatanın her karış toprağında bir ülkücünün adı, hürriyetin fermanıdır."