"Bazı hayatlar bir kitaptan fırlamış gibi değil, bir destanın mısralarından örülmüştür. Onlar, en zorlu çağda bile davasına sırt çevirmeyenlerdir."
ADANMIŞLIĞIN KÖKENİ
Erzincan’ın Karakaya Köyü’nde kök salan ve vatan aşkını ilmek ilmek işleyen bir ruhun adıydı Ebu Müslim Kocaay. O, sadece bir "MEMUR" olarak anılmayı reddeden, bilgisini milleti için bir kalkan yapmak isteyen bir aydındı. Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu’ndan aldığı feyz ile yetinmedi; Ankara Ticaret Lisesi, Gazetecilik Yüksek Okulu, Akşam Ticaret Lisesi ve hatta Almanya’da öğretmenlik yaparak mesleğini zirveye taşıdı.
Yurda döndüğünde ise, sadece devletine değil, gençliğin geleceğine de hizmet etti. Posta Caddesi’nde kurduğu Ulus Kursları ile genç zihinlere daktilo ve steno öğreterek, onları geleceğe hazırlayan aydınlık bir meşale yaktı. Evli ve iki evladı, Alpcan ve Canan’ın babası olan bu yiğit adam, ailesinin ve milletinin geleceği için her cephede mücadele etmeyi kendine vazife bilmişti.
MİLLETİN YOLUNDAKİ YILMAZ DURUŞ
1977 yılına gelindiğinde, Ebu Müslim Kocaay, sadece bir eğitimci değil, aynı zamanda davasına adanmış bir siyasi neferdi. MHP Konya’dan 13. sıra adayı olarak girdiği bu çetin mücadelede, İbrahim Metin gibi yoldaşlarıyla omuz omuza savaştı. Bu yol, rahatlık yolu değildi; tam aksine, her adımı tehlike ve zorlukla doluydu.
O, inandığı değerler uğruna kurşunların hedefi olmaktan çekinmedi. Seçim çalışmaları sırasında arabaları defalarca kurşunlandı, komünistlerin taşlı sopalı hain saldırılarına maruz kaldı. Ancak bu saldırılar, onun sarsılmaz duruşunu daha da perçinledi. Tüm bu badirelere rağmen, devletine hizmetten bir an olsun geri durmadı ve Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı’nda İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı gibi kritik bir görevi kahramanca yürüttü. O, tehlikenin gölgesinde dahi vazifesini terketmeyen bir vatan evladıydı.
BİR RAMAZAN AKŞAMI VE VEDA
Yıl 1980’i gösteriyordu; ülke tarihin en karanlık, en sancılı günlerini yaşıyordu. Takvimler 17 Temmuz’u işaret ettiğinde, kutsal Ramazan ayının manevi huzuru, Ankara’nın Dikmen semtinde, hain bir pusuyla paramparça edildi.
Evli ve iki çocuk babası olan bu kahraman, ailesine en yakın olduğu, en güvende hissetmesi gereken yerdeydi. Yanında, canından çok sevdiği 9 yaşındaki oğlu Alpcan vardı. Evlerinin Nağme Sokağı’nda, yuvaya sadece 100 metre kala, bir baba ile oğulun masum yolculuğu, karanlık bir gölge tarafından kesildi.
KAHRAMANIN SON ADIMI VE EBEDİ YEMİN
Olay Günü’ne dair detaylar, sadece kanlı gerçeği fısıldar: Ebu Müslim Kocaay, arabasının içinde, Dev-Yol militanları tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. O, mücadelesinin en yüksek bedelini, ailesinin gözleri önünde ödedi.
Fakat kader, masumiyetin üzerine bir kalkan indirdi; küçük Alpcan, babasının kanı ve son nefesi pahasına, o dehşet verici saldırıdan tek bir yara almadan kurtuldu. Ebu Müslim Kocaay, geride sadece acı dolu bir aile değil, aynı zamanda Meriç Coşkun ve İbrahim Metin gibi dava arkadaşlarına sarsılmaz bir onur ve fedakârlık mirası bıraktı. O, sadece bir devlet memuru değil, milletinin bekası için canını feda eden bir ülkücü şehitti.
Onun 17 Temmuz 1980’deki şehadeti, kuru bir biyografi maddesi değil, inanç uğruna çekilen zorluklara, tehditlere ve nihayetinde ödenen en yüce bedele yazılmış destansı bir mühürdür.
"Onlar ki, evlerinin eşiğinde bile davasının bedelini ödediler. Ebu Müslim Kocaay, sadece bir tarih değil, bir milletin kalbindeki sarsılmaz cesaretin adıdır."