"Kimi hayatlar takvimlerle değil, uğruna yürüdükleri son adımla mühürlenir."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Adı, SEBAHATTİN GÜLDANE. Yaşadığı çağa ismini cesaretle yazdıran bir Ülkücü Şehit. Uşak’ın kadim toprağı Banaz ilçesinde doğdu ve gençliğini bu topraklara adadı. Daha hayatının baharında, yirmi iki yaşındayken, davasının bayrağını en ön safta taşımayı seçmişti.
O, sıradan bir vatandaş değil, bir liderdi; MHP Banaz İlçesi Gençlik kollarının başkanlığını omuzlamış, 1980 yılının fırtınalı günlerinde inandığı değerler uğruna dimdik durmayı tercih etmişti.
ADANMIŞ BİR GENÇLİĞİN SÖZÜ
Sebahattin Güldane, tehlikenin gölge gibi takip ettiği bir dönemde, gençliğini ve geleceğini ülkü yoluna vakfetti. O günlerde Banaz'ın sokakları, sadece taş ve topraktan ibaret değildi; ideolojilerin kanla sınandığı bir mücadele sahasıydı. Onun yirmi iki yıllık ömrü, bir duruşun ve boyun eğmeyişin en saf haliydi. O, sadece ikamet etmekle kalmadı; ailesiyle birlikte yaşadığı o ilçe, aynı zamanda onun sarsılmaz inancının da kalesiydi.
SON VAKİT: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler 16 TEMMUZ 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı; sükûnetin, ibadetin ve huzurun arandığı günlerdi. Sebahattin Güldane, ruhunu arındırarak, o akşam namazını kılmış, gönül huzuruyla caminin kapısından dışarı adımını atmıştı. O an, bir mümin olarak vecibesini yerine getirmiş, fani dünyanın gürültüsünden arınmıştı.
Fakat karanlık, cami kapısının hemen önünde pusuda bekliyordu.
EĞİLMEYEN DİRENİŞ VE ŞEHADET
Dışarı attığı o son adım, kahramanlığın kapısı oldu. Onun duruşundan ve inancından rahatsız olanlar, devrimci solcu ve komünist militanlar, onu en savunmasız, en masum anında hedef aldı. Bir ibadethanenin eşiğinde, inancının gücüyle ayakta duran genç bir lider, alçakça bir saldırının hedefi oldu. Silahlar ateşlendiğinde, bu sadece bir cinayet değildi; bu, bir imanın susturulmaya çalışılmasıydı.
Uşak’ın Banaz ilçesi, o gece sadece bir evladını değil, ideal uğruna ödenen en ağır bedelin şahidini kaybetmişti. Sebahattin Güldane, camiden henüz çıkmış olmanın getirdiği manevi temizlikle, hakikatin bedelini ödedi. 16 Temmuz 1980 gecesi, kanıyla davasının mührünü vurdu ve şehitlik mertebesine erişerek adını destanlar arasına yazdırdı.
"O, 22 yaşında bedenini toprağa verdi; lakin adanmışlığı, 1980 yılının en sıcak temmuz gecesinde ebediyete yazılmış bir destan oldu."