"Ölümün gölgesinin düştüğü zindanlarda bile, eğilmeyen bir başın ve susmayan bir imanın sesi yankılanır."
KİMLİĞİ VE BİR YİĞİDİN DOĞUŞU
Toprakları yiğitlik ve adanmışlıkla yoğrulmuş olan Trabzon’un Of ilçesinde, 1962 yılında bir ışık gibi dünyaya geldi Hüseyin Kurumahmutoğlu. Kader, gençlik yıllarının izlerini Samsun’un Bafra topraklarına taşıdı. O, sıradan bir öğrenci değildi; daha lise sıralarındayken davasına gönül vermiş, vatanın geleceğine adanmış bir Türk Milliyetçisi Ülkücüydü. Ülküleri, o karanlık 12 Eylül 1980 darbesinden çok önce bile, zalimlerin listelerine adını yazdırmıştı. Aranan bir kahraman adayıydı o; daha genç yaşında, boyun eğmeyi reddettiği için takibata uğramış, duruşuyla bedel ödemeye hazır olduğunu ispat etmişti. Darbenin demir yumruğu ülkenin üzerine indiğinde ise, kaçınılmaz sona doğru yürüdü: Hüseyin, inancının bedelini ödemek üzere tutuklandı.
KARANLIĞIN KALBİNDE BİR IŞIK: MAMAK ZİNDANLARI
Hüseyin’in yolu, zulmün ve işkencenin sembolü olan Ankara Mamak Cezaevi’ne düştü. Mamak, sadece bir hapis yeri değil, imanın sınandığı bir zindandı. Ancak Hüseyin, ruhunu teslim etmedi. Bedenini demir parmaklıklar ardına hapsedenlere karşı, zihnini ve kalbini özgür bırakmayı seçti. O, sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’i hıfz etmiş bir Hafızdı. Hüseyin Kurumahmutoğlu, Mamak’ın soğuk koğuşlarını bir medreseye çevirdi; inançlarını yaşatmaya ve cezaevindeki kader arkadaşlarının yüreklerine Kur’an’ın nurunu işlemeye adadı kendini. O, zindan duvarları arasında bile davaya rehberlik eden bir meşaleydi.
İMANIN SON ADIMI VE BİR MEYDAN OKUMA
Takvimler, 14 Temmuz 1987 akşamını gösteriyordu. Mamak’ın katı, ruhsuz kuralları, imanın en küçük tecellisini dahi yasaklamıştı. Oysa Hüseyin, ruhuna ferman dinletemezdi. İbadet anı geldiğinde, namaz kıldığı sırada, başındaki mütevazı takkeyi takmaktan çekinmedi. Bu, sadece bir ibadet eylemi değil; baskının, korkunun ve dayatmanın tam kalbine yöneltilmiş, teslimiyeti reddeden destansı bir meydan okumaydı. O biliyordu ki, o takkeyi takmak, en ağır bedeli ödemeyi göze almak demekti. Bu, onun, inancından zerre taviz vermeyeceğinin ilanıydı.
KAHRAMANLIĞIN TESCİLİ VE 15 TEMMUZ ŞAFAĞI
Ne yazık ki, o dönemin ruhunu yansıtan trajik bir olay gerçekleşti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir mensubu olan ve "kraldan çok kralcı" zihniyetine esir düşmüş bir asker, Hüseyin’in başındaki takkeyi ve huzurla ibadet eden halini görünce vahşice bir öfkeye kapıldı. Bir düşmanın dahi yapmayacağı alçaklığı sergileyerek, namaz kılan, masum bir gence yöneldi. Zalimin elindeki dipçik, inancın sembolüne vuruldu. O kutsal anda, Hüseyin Kurumahmutoğlu, henüz 25 yaşındayken, Mamak Zindanları’nda, imanına olan bağlılığının ve onurlu duruşunun bedelini canıyla ödedi. 15 Temmuz 1987 şafağı, Hüseyin’in şehadetini, zalimlerin yüzüne sonsuz bir utanç olarak vurdu. O, secde halinde yükselen bir ruh oldu.
"O an, bir dipçiğin sesi değil, Mamak’ın demir kapılarından ebediyete uzanan, boyun eğmeyen sarsılmaz bir imanın destanı duyuldu."