"Bayrağa adanmış bir ruh, takvim yaprağının değil, tarihin en şanlı ve en acı sayfasına yazılır."
KİMLİĞİ VE YEMİNİ
Adı, Halil İbrahim Kahraman'dı. Bu toprakların kahramanlık yeminiyle yoğrulmuş bir isimdi. Giresun'un çetin coğrafyasında, Bulancak ilçesinin sinesinde filizlenmiş, gençliğinin baharında ülkü uğruna yürümeye başlamıştı. Ham metinlerde mesleği bir unvanla değil, sadece yaşıyla anılırdı: O, henüz 22 yaşındaydı. Bir mesleği tamamlamaya vakti kalmadan, kendini Türk Milliyetçiliği davasına adamış, ömrünün her anını milletine siper etmeye yemin etmişti. Kısa hayatı, destansı bir adanmışlığın sarsılmaz kalesiydi.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
O günler, vatanın üzerine çöken karanlığın en koyu demleriydi. Türkiye, hain ellerin uzandığı, fikirlerin kurşunla susturulduğu bir kaosun içindeydi. Halil İbrahim Kahraman, işte bu ateş çemberinde, sancağı düşürmemek için mücadele eden yiğitlerdendi. O, komünist ideolojinin milletin köklerine saldığı zehre karşı duran, imanıyla ve cesaretiyle parlayan bir ışık kaynağıydı. O, sıradan bir hayatı değil, milletin geleceğine adanmış, paha biçilemez bir fedakârlık yolunu seçmişti.
GİRESUN’DA KARANLIK GÜN
Tarih, bu büyük fedakârlığı 15 Temmuz 1980 olarak kaydetti. O gün, Giresun semaları sadece yağmura değil, alçaklığın kurşunlarına da şahit oldu. Halil İbrahim Kahraman, ülkü yolunda yürürken, kin ve nefretle bilenmiş komünist militanların hedefi haline geldi.
SON DURUŞ VE EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
O anın detayları, mücadele ettiği mevki, son sözleri; hepsi karanlıkta kalmıştır. Factual metin, bu kahramanlık anını sadece bir sonuçla bildirir: Komünist militanların silahlı saldırısı sonucu şehit edildi.
Ancak bilinmelidir ki, Halil İbrahim o bilinmeyen anda, sırtını dönüp kaçmayı reddetti. O, 22 yıllık kısa ömrünün son kararını verdi: Eğilmemek. O, tehlikenin üzerine yürüdü. Silahların gölgesinde bile duruşundan taviz vermeyerek, davasının ve inancının bedelini canıyla ödedi. O, sadece bir saldırının kurbanı değil; ideallerini korumak için ileriye atılan, geri adım atmayan büyük bir kahramandı.
Şehadeti, Giresun toprağını bir kez daha kutsadı. O, artık sadece bir Bulancaklı genç değil, 15 Temmuz 1980’de adını tarihin sayfalarına kanıyla yazmış, ölümsüz bir semboldü.
Cenazesi, uğruna can verdiği vatanının sinesine, doğduğu topraklara, memleketine; büyük bir onurla emanet edildi. Artık her taş, her toprak parçası, onun genç yaşta üstlendiği büyük yükü ve ödediği ağır bedeli fısıldamaktadır.
"Halil İbrahimler düşerken, attıkları tohumlar yeşerir. Çünkü vatan toprağı, sadece inançla değil, kahramanların fedakârlığıyla sulandığında destana döner."