"Vatan sevdası, henüz doğmamış evladının adını dahi geride bırakan bir yemindir."
NİĞDE'DEN YÜKSELEN KARAR
Niğde’nin Bor İlçesi, Anadolu toprağının sadeliğinde filizlenen bir destanın başlangıcıydı. Bir çiftçi ailesinin mütevazı ocağından çıkan Mehmet Gümüşbaş, henüz 26 yaşında, hayatının baharında bir yiğitti. O, sadece bir evlat değil, ülküye adanmış bir ruh taşıyordu.
Genç yaşta Bor'da, vicdanının çağrısıyla Ülkü Ocaklarıyla tanıştı. Bu tanışma, onun hayat yolunu sadece bir meslek edinme hedefinden, millete hizmet etme yemini etme hedefine çevirdi. Kalbi vatan aşkıyla, zihni milliyetçilik ülküsüyle bilenmiş, Manisa’ya, görev yerine doğru yola çıkmıştı.
YUVANIN VE YURDUN GÖZETICISI
Mehmet Gümüşbaş'ın yaşamı, aynı anda hem bir yuvayı kurmanın sıcaklığını hem de büyük bir davanın çelik iradesini taşıyordu. Manisa Kredi Yurtlar Kurumunda memur olarak görev yapıyordu; gençlerin yetiştiği bu kurumlarda, devlete olan bağlılığının ve hizmetinin somut örneğiydi.
En kutsal emanet ise özel hayatındaydı: Yeni evlenmişti ve eşi hamileydi. Hayatının en umut dolu dönemiydi bu; bir baba olmaya hazırlanıyordu. Ancak 1978 yılının karanlık ve çatışmalı atmosferinde, vatanı için duruş sergileyen her kahramanın kaderi, ince bir çizgide yürümekten ibaretti. Mehmet Gümüşbaş, tüm umutları ve hayalleri biriktirirken, aynı zamanda yaklaşan fırtınanın da farkındaydı.
15 TEMMUZ 1978: KARARLILIĞIN SINAĞI
Takvimler, ihanetin pusu kurduğu o kara günü, 15 Temmuz 1978'i gösteriyordu. Görev yeri olan Manisa Borsa semtindeki Kredi Yurtlarının önündeydi. O gün orası, sadece bir iş yeri değil, bir ülkücünün nöbet noktasıydı.
Kahramanımız, görev bilinciyle dururken, gölgelerden sinsi bir tehdit belirdi. Bir otomobilin içinde gelen, devrimci solcu-komünist militanlardan oluşan dört kişilik karanlık bir grup, alçakça bir saldırı için gelmişti. Onlar, Mehmet Gümüşbaş'ın savunduğu değerlerin düşmanıydı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ VE SON NEFESTEN DOĞAN ÇAĞRI
O an neler yaşandı, Mehmet Gümüşbaş son bir direniş gösterdi mi, yoksa haince bir anlık saldırıya mı maruz kaldı; detaylar kuru satırlar arasında kaybolmuştur. Ancak bilinen tek bir gerçek vardır: O dört caninin açtığı ateş, direkt olarak 26 yaşındaki yiğidin göğsüne isabet etti.
Ağır yaralanan Ülküdaşımız Mehmet Gümüşbaş, Manisa'nın ortasında, hizmet ettiği kurumun kapısında, inancından zerre taviz vermeden Hakk’a yürüdü. O, sadece bir can vermedi; bir ülkü uğruna bedel ödedi.
Fedakârlığının en büyük nişanı, şehadetinden sonra dünyaya gözlerini açan kız çocuğu oldu. Kahraman, adını bile koyamadığı yavrusuna, tüm dünyaya bir mesaj olacak ismi bıraktı: Çağrı.
Bu isim, sadece bir baba mirası değil, 1978 yılının kanla yazılan destanında, ülkücülüğe ve vatan aşkına yapılmış ölümsüz bir davetti.
"O, 15 Temmuz 1978'de düştü; ancak geride bıraktığı 'Çağrı' adıyla, fedakarlığın ve sonsuzluğun manifestosu oldu."