"Bazı ruhlar, yirmi yıla sığmayacak kadar büyük bir mirası, tek bir kararlı duruşla mühürler."
DOĞAN GÜNEŞ VE YÜKSELEN İDEAL
1961 yılının bereketli toprakları olan Malatya’da, bu vatanın mukaddes davasını omuzlayacak bir yiğit dünyaya geldi: Muharrem Ergen. Henüz bir genç, henüz bir öğrenciyken bile ruhu, milletinin geleceği için atıyordu. O, sokakların karanlığa bürünmeye başladığı, idealist gençlerin ağır bedeller ödediği zorlu bir dönemin tanığı, aynı zamanda kararlı bir neferiydi.
MALATYA’DAN YÜKSELEN SANCAK
Muharrem Ergen, sadece kitapların ardına gizlenen bir öğrenci değildi. Malatya Sanat Lisesi’nden mezun olduğunda, geride sadece bir diploma değil, bizzat kurup yönettiği bir duruş bırakmıştı. Lisenin Ülkücü Teşkilat Başkanlığını üstlenerek, fırtınalı yıllarda genç dimağlara milliyetçilik meşalesini taşıyan bir sancaktar oldu. Onun hayatı, koltuklarda geçen rahat bir bekleyiş değil, ülkü uğruna verilen çetin bir mücadele ve adanmışlığın destanıydı.
GÖREV AŞKI VE İZMİR YOLCULUĞU
Takvimler 15 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Muharrem Ergen, ülkesine daha büyük bir hizmet sunmanın hayaliyle yola çıkmıştı. O, sadece bir öğrenciydi, ancak gelecekte vatanın güvenliğinde pay sahibi olmak istiyordu. Bu sebeple, kahramanlık yolunun ilk adımı olan Astsubaylık sınavı için ülküdaşı Mehmet Özen ile birlikte İzmir’e doğru yol aldı. Bu yolculuk, geleceğe dair umutları taşıyan, masum bir görev yolculuğuydu.
KANLI BASKIN VE SON KARAR
İzmir’e vardıklarında, sınav öncesi soluklanmak amacıyla, tanıdık bir fotoğrafçının dükkanında oturuyorlardı. O anlar, bekleyişin huzuruyla doluydu; oysa dışarıda, ideallerin ateşiyle yanıp tutuşan iki gence kurulan hain bir pusu beklemekteydi. Milliyetçi duruşlarına kin besleyen, devrimci solcu-komünist militanlar, bir cüret anıtı olan o dükkana silahla saldırdılar.
Muharrem Ergen ve ülküdaşı Mehmet Özen, o karanlık baskının hedefi oldular. Onların suçu, vatan sevgisi ve milletin bekasına adanmışlıklarıydı. Saldırı ansızın gerçekleşti; ancak Muharrem Ergen’in duruşu, o son nefesten önce bile sarsılmazdı. Olay yerinde, bu iki fedakâr ülküdaş, gençliklerinin baharında, en büyük yeminlerini kanlarıyla mühürleyerek şehitlik mertebesine yükseldiler. Bir anlık kurşun sağanağı, bir yiğidin hayatını söndürdü; ancak geride bıraktığı kahramanlık ve 15 Temmuz 1980’e kazınan fedakârlık, nesiller boyu sürecek bir destanın başlangıcı oldu.
"Muharrem Ergen, sadece otuz yıl önceki bir mermiyle düşmedi; o, milletinin kalbinde ebediyete yükselerek, adını tarihin şeref sayfasına yazdırdı."