"Bazı ruhlar, sıradanlığın ötesine geçmek için doğar; onların hikayesi, takvim yapraklarında değil, milletin vicdanında mühürlenir."
FEHMİ OSMANCIK: İMANIN ÇELİKLEŞTİĞİ YER
Bu destansı hayatın tek bir tanımı vardı: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Fehmi Osmancık, sadece bir isim değildi; o, adanmışlığın, inancın ve çetin bir mücadelenin timsaliydi. O, kişisel arzularını değil, milletinin geleceğini rehber edinen, davasının yükünü omuzlarında taşıyan bir yiğitti. Onun kimliği, makam ve rütbeden azade, sadece bu üç kelimeyle mühürlenmişti: Vatan, Ülkü, Şehadet.
BİLİNMEYENİN SIRRI VE BÜYÜK ADANMIŞLIK
Bazı kahramanlar, sadece son adımlarıyla anılmak ister. Fehmi Osmancık’ın hayatının başlangıcı, bilginin karanlığında gizlidir. O nereden doğdu? Hangi toprağın suyunu içti? Hangi mesleğin peşinden gitti? Bu soruların cevapları bize ulaşmadı. Çünkü o, kişisel tarihini, büyük davasının gölgesinde bıraktı. O, bir ferdin hikayesi olmaktan çıkıp, milletin ortak iradesinin sembolü haline geldi. Mesleği, unvanı ve doğum yeri; hepsi, 15 Temmuz 1980’deki o nihai kararının yanında önemsizleşmiş, büyük fedakârlığın bir parçası olmuştur.
KADERİN KARŞILAŞTIĞI YER: İZMİR
Tarih 15 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, memleketin üzerine kara bir sis çökmüştü. Siyasi kaosun, ideolojik çatışmaların doruğa çıktığı o zorlu dönemde, İzmir bir kahramanlık meydanına dönüştü. O gün, Ege’nin bu narin şehrinde, Fehmi Osmancık’ın kaderi mühürlendi. O, belki de güneşi, denizi ve rüzgârı kucaklayan bu şehirde, kalbindeki sarsılmaz inançla, karşısındaki tehdide tek başına dur dedi.
O SON ADIMIN SESSİZLİĞİ
Ham metin bize, kahramanın en kritik anını, olayın tam olarak nasıl yaşandığını anlatmaz. "OLAY GÜNÜ" başlığı altında yalnızca derin bir sessizlik vardır. Ve bu sessizlik, Fehmi Osmancık’ın kahramanlığını en vurucu şekilde gözler önüne serer.
Biz, onun son nefesinde gösterdiği cesareti bilemeyiz. O karanlık günde, hangi tehlikenin üzerine yürüdü, hangi pusuya düştü, hangi düşmanla yüzleşti? Bilmiyoruz. Fakat biliyoruz ki, o an, kişisel güvenliği ile davası arasında bir seçim yapması gerekti ve o, tereddüt etmeden, kendi hayatını feda etti. Detayların eksikliği, onun tehlikenin kalbine, bile isteye yürüdüğü, bir ateş çemberine girerken dahi geri adım atmadığı gerçeğini yüceltir. O son anda, sıradan bir insan değil, inancının çelikleşmiş kılıcıydı.
ŞEHADETİ: EBEDİYETİN MÜHRÜ
15 Temmuz 1980, İzmir semalarında, Fehmi Osmancık’ın ruhunun semaya yükseldiği tarihtir. O, bu dünyadan fiziken ayrıldı ama bir ülkü uğruna can verenlerin listesinde adını altın harflerle yazdırdı. O, yaşanılan tüm acılara rağmen davasından dönmeyen, son neferine kadar direnenlerin ebedi yeminidir. Fehmi Osmancık, geride eksik bir biyografi bıraktı; ancak tam ve noksansız bir kahramanlık dersi miras bıraktı.
"Tarih, kim olduğunu unutanları affeder, ancak hangi uğurda düştüğünü asla unutmaz. Fehmi Osmancık’ın adı, imanın çelikleştiği yerde yankılanmaya devam edecektir."