"Bazı hayatlar sadece yaşanmak için değil, çağlayan bir adanmışlığın destanını yazmak için vardır. Ahmet Aran’ın kısa ömrü, işte o adanmışlığın göklere yükselen sancağıdır."
KİMLİĞİ VE VAZGEÇİLMEYEN YÜKÜ
O, sıradan bir hayat sürmek yerine, davasına adanmışlığın en ağır yükünü omuzlayanlardandı. Adana topraklarının bağrından çıkan bir Türk Milliyetçisi, ülkücü Ahmet Aran... Henüz 27 yaşındaydı; hayatının baharında, evli ve yirmi çocuğun ağır sorumluluğunu kalbinde taşıyordu. Bu denli büyük bir aile yükünün altında dahi, ülkü uğruna verdiği sözden zerre kadar dönmedi. Onun için meslek sadece bir geçim kaynağı değil, mücadelesini sürdürdüğü toplumsal varoluşunun bir cephesiydi. O, hem bir diş teknisyeniydi hem de vatan aşkının yeşerdiği bir ocağın başında duran bir kahvehane işletmecisi.
MİTHATPAŞA'NIN GÖNÜL ERİ VE İKİ KARDEŞİN YEMİNİ
Adana'nın Mithatpaşa mahallesinde, hayatın tam ortasında kurmuştu yuvasını ve iş yerini. Bu mekan, sadece ticaret yapılan bir yer değil, ülküdaşlarının nefes aldığı, birbirine kenetlendiği bir direniş noktasıydı. Ahmet, bu ağır yükü, kendisi gibi diş teknisyeni olan ve kahvehaneyi de birlikte işlettikleri abisi, 43 yaşındaki Hasan Aran ile paylaşıyordu. İki kardeş, yüreklerini vatan sevgisiyle mühürlemiş, o karanlık 1980’li yıllarda Adana semalarında milliyetçi birer fener gibi parlıyorlardı. Onların bir arada duruşu, ideallerin yıkılmaz bir kalkanıydı.
15 TEMMUZ: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Yıl 1980, gün 15 Temmuz. O gün, Mithatpaşa’nın kalbi dehşetle sarsıldı. Ahmet ve abisi Hasan, her zamanki gibi işlerinin başındayken, kin ve nefretle bilenmiş bir şer odağı, THKP-C/MLSPB militanları tarafından silahlı bir baskın düzenlendi.
Olay gününe dair detaylar, o karanlık anın dehşeti ve Ahmet’in verdiği son karar, tarihin sayfalarına tam olarak yazılmamıştır. Ancak bilinir ki, Ahmet Aran, tehlike kapıyı çaldığında geri çekilmeyi seçmedi. O, ailesinin ve ideallerinin bulunduğu o kutsal alanda, vatanın namusunu korumak adına son nefesine kadar direnmeyi tercih etti. O an, bir teknikeri değil, bir kahramanı doğruldu. Hayatının en kritik, en keskin anında, bilinmezliğin ortasında, kurşunların yağmuruna karşı dimdik durarak kendi ateş çemberine yürüdü.
SON DİRENİŞ VE EBEDİ VEDA
Vatan aşkıyla atan kalbi, o baskın anında, iş yerinde susturuldu. Ülküdaşımız Ahmet Aran, 15 Temmuz 1980 günü, Adana’da, olay yerinde şehadet mertebesine ulaştı.
Ancak fedakârlık, yalnızca Ahmet ile sınırlı kalmadı. Abisi Hasan Aran, bu alçak saldırıda ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hasan Aran, yedi gün boyunca, kardeşinin davasını yaşatmak istercesine hayatla pençeleşti; ta ki 22 Temmuz 1980 günü, o da direnişin son nefesini vererek şehadet şerbetini içene kadar. İki kardeş, iki can, aynı davada, yedi gün arayla sonsuzluğa yürüdüler.
Şehitler Ahmet Aran ve Hasan Aran’ın cenazeleri, Adana Asri Mezarlığı’nda, hürriyet ve adalet uğruna can verenlerin sessiz bekleyişine katıldı.
"Şehitler ölmez, sadece menzile ulaşır. Adana toprağında yankılanan bu kahramanlık, fedakârlığın en yüce ispatı olarak nesiller boyu anılacaktır. Onların duruşu, tarihin sarsılmaz sütunudur."