"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, inancın kalesi olmak için adanır."
MİLLETİN YÜREĞİNDEN DOĞAN YİĞİT
O, tarihin en çetin dönemeçlerinden birinde, inancın ve adanmışlığın sarsılmaz bir simgesi olarak yükseldi. Adı, İDRİS AKPUNAR.
Kökeni, Anadolu’nun sağlam duruşunu temsil eden Çankırı’nın Orta ilçesiydi. 1927 yılında dünyaya gözlerini açtığında, henüz bir destanın parçası olacağından habersizdi. Okul sıralarından çok, hayatın zorlu tezgâhlarında pişen bu yiğit, mücadelesini kol gücüyle veren bir işçiydi. O, Makine Kimya Enstitüsü’nün demir ve çelik kokan atölyelerinde, milletin geleceğine hizmet etme onurunu taşıyordu.
BİR İŞÇİNİN KUTSAL YEMİNİ
İdris Akpunar, sadece bir işçi değil, aynı zamanda Türk Milliyetçisi bir Ülkücü idi. İnançları, onun için meslekten, mevkiden önce gelen bir kalkan ve bir sancaktı. Ankara’nın Hasköy semtinde kurduğu yuvasında, üç evladının geleceği için mücadele veriyordu. Onun için yuva, sadece barınak değil; idealler uğruna verilen mücadelenin en kutsal karargâhıydı.
1980 yılının o karanlık günlerinde, vatanı bölmek isteyen şer odakları sokakları ateşe verirken, İdris Akpunar evinde, inancında ve adanmışlığında dimdik durdu. O, sessizliğin ortasında gürleyen, sıradan bir hayatın arkasına gizlenmiş bir kahramandı.
RAMAZAN GECESİNİN KORKUNÇ VAKTİ
Takvimler 15 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı. Gecenin en derin, en kutsal saatleri, sahur vaktine yaklaşıyordu. Saatler 04:00’ı gösterirken, Müslüman Türk evinde huzurun ve duanın hâkim olması gereken bu an, nefretin en alçakça saldırısına sahne oldu.
Kinleri gözlerini bürümüş komünist alçaklar, bir işçinin, bir babanın ve bir ülkücünün evini hedef aldı. Sessizliği yırtan korkunç bir patlama, İdris Akpunar’ın yuvasına düşen bir bomba ile gerçekleşti. Saldırı, sadece cana değil, milli duruşa ve inancın kalesine yapılmış bir darbeydi.
O an, tarihin sayfalarına sadece bir cinayet olarak değil, kararlılığın bedeli olarak yazıldı. Bomba patladığında, İdris Akpunar, yuvasını savunan bir kahraman gibi en ağır darbeyi aldı.
KAHRAMANLIĞIN EN YÜCE BEDELİ
Ağır yaralıydı. Kutsal Ramazan gecesinde, Ankara’nın ayazında, vatanına olan borcunu öderken vücudundan sızan kan, inancının mührüydü. Hastaneye kaldırıldı, ancak fedakârlığı öylesine büyüktü ki, geri dönüşü mümkün olmadı.
İdris Akpunar, bir işçi olarak yaşadı, bir baba olarak direndi ve 15 Temmuz 1980’de, hastane odasında son nefesini verirken, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz Şehidi olarak tarihe adını yazdırdı.
O gün, karanlıklar kinlerini kustu. Ama bu asil yiğidin şehadeti, milletin hafızasına kazınan bir onur nişanı oldu. O, sıradan bir işçi olmasına rağmen, inancının büyüklüğüyle destan yazdı.
"Bir işçinin evinde attığı son adım, bir milletin tarihinde unutulmaz bir sancağa dönüştü. İdris Akpunar, sadece bedenini değil, Ramazan gecesinin o kutsal saatlerini de vatan uğruna feda etti."