"Bazı hayatlar bir ders için yaşanır; bazı ölümler ise bir davanın bayrağı olur."
ŞEHADETİN RENGİ: İBRAHİM BAYRAMOĞLU DESTANI
ADANA’DAN YÜKSELEN İDEALİN NEFERİ
Toprağın ve sadakatin beşiği olan Adana’da filizlenen, ancak ruhunu milletine adayan bir yürek taşıyordu o. O, sadece bir meslek seçmemiş; bir duruş, bir inanç yolu seçmişti. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit İbrahim BAYRAMOĞLU, başkent Ankara’da Eğitim Enstitüsünün sıralarında, bilginin sadece zihinleri değil, ruhları da aydınlatması gerektiğini öğrenerek yoğruldu. Mesleği, kuru bir görev değil, “kutsi bir vazife” idi. O, bu kutsal görevin, Türk-İslam Ülküsü’nün yılmaz bir neferi olmaya ant içmişti.
TUNCELİ: ADANMIŞLIĞIN SINIR NOKTASI
1978 yılına gelindiğinde, İbrahim Bayramoğlu, bu kutsi vazifeyi yerine getirmek için ilk görev yeri olan Tunceli’ye ayak bastı. O coğrafya, mücadelenin ve ayrışmanın keskinleştiği bir sınır hattıydı. Ancak ülküdaşımız, inancının saflığı ve duruşunun sağlamlığı sayesinde, kısa bir sürede çevresinde bir saygı ve sevgi çemberi oluşturdu. O, sadece ders veren değil, ülkü sancağını en çetin topraklarda dahi onurla taşıyan bir rehberdi. Tunceli, onun kararlılığının ve fedakârlığının şahidi oldu.
O KARANLIK GÜN: 13 TEMMUZ 1978
Takvimler 13 Temmuz 1978’i gösterdiğinde, İbrahim Öğretmen, her zamanki gibi öğrencilerine ulaşmak, davasını yaşatmak için evinden çıktı. O adımlar, tehlikeyi bile bile, geri dönmeyi asla düşünmeyen bir kahramanın kararlı yürüyüşüydü. Ancak karanlık ve bölücü eller, aydınlığı hedef almıştı. Yolda, devrimci solcu-komünist bölücü militanların kurduğu hain pusu onu bekliyordu.
Hakikat ve ilim yolunda yürüyen o yiğit, vicdansız bir çapraz ateşin ortasında kaldı. Olay yerinde, görevi uğruna canını feda ederek şehit oldu. Bir öğretmenin, bir ülkü neferinin, sadece bir okul yolculuğunda, inancı yüzünden hedef alındığı o an, bir davanın ne kadar büyük bir bedel istediğinin acı kaydıydı.
SON MÜCADELE: CENAZE VE ONUR
Şehadetiyle dahi duruşundan taviz vermeyen İbrahim Bayramoğlu’nun naaşı, ne yazık ki, ölümünden sonra bile ideolojik kinin hedefi oldu. POL-DER’li polis ve jandarma, cenazesini ailesine ve ülküdaşlarına teslim etmek istemedi. Bu, canını vermiş bir kahramana karşı yapılan son ve en acımasız haksızlıktı.
Ancak dava arkadaşlarının ve sevenlerinin kararlılığı, bu onursuzluğu aşmayı başardı. Şehidin naaşı, zorla ve büyük bir mücadele ile o karanlık ellerden alındı. Bedenen düştüğü yerden, ruhu ve davası yükselerek, doğduğu topraklara, Adana’ya getirildi ve orada, milletinin kalbine gömüldü.
İbrahim Bayramoğlu, 13 Temmuz 1978’de Tunceli’de bir öğretmenden çok daha fazlasını feda etti. O, zorlu şartlara rağmen vazifeden dönmemenin, inançtan vazgeçmemenin ve ideal uğruna kanının son damlasına kadar direnmenin destansı adını tarihe yazdırdı.
“Onun düştüğü yerde, sadece bir beden değil; bir milletin kutsi göreve adanmışlığı sonsuza dek nöbet tutmaktadır.”