"Bazı hayatlar, sadece bir ömür sürmek için değil; bir milletin namusu uğruna feda edilecek destanlar yazmak için filizlenir."
ÇIVRİL'DEN YÜKSELEN SES
Şerif Çorbacıoğlu... Bir ismin ötesinde, genç bir ruhun vatana adanmışlığının mühürüdür bu. Hayatının meşalesi, yiğit ve kadim topraklar olan DENİZLİ’nin ÇİVRİL ilçesinde tutuştu. Ancak o, sadece doğduğu yerin değil, topyekûn bir davanın sancaktarı olmak üzere yola çıktı. Gençliğin en deli dolu yıllarında, omuzlarına Türk Milliyetçiliği misyonunu yükledi. Gözünü kırpmadan, o zorlu yıllarda Ülkücü mücadelenin öncülerinden biri oldu; sadece fikrin değil, teşkilatın da yapı taşlarını elleriyle ördü, derneklerin kuruluşunda müstesna bir emek harcadı.
İMAN, BİLGİ VE SON SINIF ADANMIŞLIĞI
Önünde parlak bir gelecek duruyordu. Henüz 21 yaşındaydı ve İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ORMAN FAKÜLTESİ’nin son sınıfında okuyordu. Bilgiye susamış bir öğrenci, hayatın eşiğinde duran bir gençti. Fakat Şerif için kalem ve kitap, cihad meydanındaki bir kalkanın sadece yarısıydı. O, rahat ve konforu reddederek, okulun içinde bulunan öğrenci yurdunu kendine bir karargâh eyledi. Bilirdi ki, o yıllarda ilim yuvaları, ideolojilerin en sert çarpıştığı cephelere dönüşmüştü. O, kendi kişisel kariyerini değil, inandığı davanın bekasını tercih eden bir neferdi.
BÜYÜYEN ATEŞ VE SON VAZİFE
Ve o karanlık gün geldi. Tıpkı bir fırtınanın en şiddetli anı gibi, İSTANBUL semaları gencecik hayatların çığlıklarıyla yankılanmaya başladı. Okulun duvarları arasında, devrimci solcu ve komünist öğrenciler bir olay çıkarmış, huzuru ve düzeni yıkmaya yeltenmişlerdi. Kavga, kısa sürede kontrolden çıktı, büyüdü ve vicdanları donduran silah sesleriyle mühürlenen bir çatışmaya dönüştü.
Bu, sıradan bir öğrenci kavgası değil, varoluş mücadelesiydi. O karmaşanın, o fitnenin tam ortasında Şerif Çorbacıoğlu, inandığı değerler için son direniş hattını oluşturdu. Geri çekilmeyi, kaçmayı veya sığınmayı aklından dahi geçirmedi. O, orada bir destan yazılacağının bilincindeydi. Karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdü, canı pahasına arkadaşlarını ve davasını korumayı seçti.
08 NİSAN: VATAN İÇİN BİR YÜREĞİN SUSTUĞU AN
Eksik kalan, anlatılmayan o son an; bir kahramanın fedakârlığının en çıplak ifadesidir. Detaylar bilinmez, nasıl bir direniş gösterdiği sadece şehadetin nuruyla aydınlanır. Ama biz biliriz ki, geri adım atmayan bir yiğit vardı orada.
Silahlı çatışmanın en şiddetli anında, devrimciler tarafından açılan ateş, onun vatan sevdasıyla çarpan genç yüreğini hedef aldı.
Tarih 08 NİSAN 1978’i gösterdiğinde, henüz baharında olan 21 yaşındaki o delikanlı, İstanbul’da, ilim irfan yuvasının ortasında, ülküdaşları için kalkan olmuş ve şehitlik mertebesine ulaşmıştır. O, bir cümlenin sonu değil, binlerce imanlı genç için mücadele azminin başlangıcı oldu.
"Vatan sevdası ile yanan bir yürek sustuğunda, o ses kaybolmaz; nesiller boyu sürecek bir destanın ilk mısrası olur."