"Bazı ömürler takvim yapraklarıyla değil, uğruna verilen yeminlerle ve o yeminlerin son adımıyla ölçülür."
YÜREĞİNDEKİ MİLLÎ SÖZLEŞME
O, Ankara’nın kalbinden, Mamak ilçesinden yükselen, duruşuyla devleşen bir kahramandı. Adı Fevzi Narcı. Resmi kayıtlara göre mesleği sadece bir İŞÇİ idi; ancak ülküye adanmış ruhuyla, milletinin geleceğine tuğla koyan bir mimardı. Gaz Fabrikası’nın çarkları arasında geçen zorlu emeğini, milli bir duruşun onuruyla taçlandırmıştı. O, sadece ekmeğini kazanan biri değil, ülkesinin en zorlu yıllarında sancağı elinde tutan bir ülkücüydü.
GAZ FABRİKASINDAN MİSK’İN SANCAĞINA
Fevzi Narcı’nın elleri nasırlıydı; ancak bu eller sadece demiri değil, teşkilatları da yoğuruyordu. O, davasını fabrikaların derinliklerine, işçilerin alın terine taşımayı görev bildi. Önce, emekçi kardeşlerinin sesi olmak için kurulan Ülkücü İşçiler Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Yetmedi; bu kutlu mücadeleyi daha da büyüterek, hak ve hürriyetin kalesi olan MİSK (Milliyetçi İşçiler Sendikası K.)’nın da kurucuları arasında görev aldı. O, ideallerini sadece sözle değil, fiilen, teşkilat kurarak, mücadele alanını genişleterek yaşatan, hakikatin neferiydi.
SÖZDEN EYLEME, ADIM ADIM SON GÖREV
Takvimler, o çelik iradenin sınandığı günü gösteriyordu: 12 Temmuz 1976. Gün sıradan bir iş günüydü, ama zemin yıllardır ülkücülerin kanıyla sulanmış bir mücadele alanıydı. İşini bitirmiş, yorgun bedenini dinlendirmek üzere evine doğru yola çıkmıştı. Yanında, davanın ve hayatın omuzdaşı olan ülküdaşları; Sabahattin Okutan, Seyfi Başer, Süleyman Türk ve Muhittin Çelik vardı. Beş yiğit, otobüs durağına doğru yürüyordu. Bu yürüme, sıradan bir eve dönüş değil, milli bir duruşun son nöbetine doğru atılan adımlardı.
ANKARA'DA AÇILAN O ATEŞ ÇEMBERİ
Dostluk ve yorgunluğun paylaşıldığı o anlar, alçakça bir pusuyla bölündü. İçinde dört devrimci solcu-komünist militan bulunan bir otomobil, sessizliği yırtarak yanlarına yaklaştı. Haine ve kalleşe yakışan bir yöntemle, duruşa ve cesarete kurşun sıkıldı.
O an, Ankara’da kurşunlar yağmaya başladığında, Fevzi Narcı geri çekilmedi. Gelen ateşi göğüsleyen ilk kişi oldu. Boynundan ve karnından aldığı ölümcül yaralarla yıkıldı. O kurşunlar, yalnızca bir işçiyi değil, bir davanın temellerini hedef almıştı; ancak Fevzi Narcı’nın çelikten iradesi, o kurşunları fedakarlığa dönüştürdü. O ateşin sonucunda, ülküdaşı Sabahattin Okutan da ayağından yaralandı.
SON NEFES VE DESTANA YÜRÜYÜŞ
Yaralı ülküdaşlarımız, mücadele ruhlarıyla hastaneye kaldırıldı. Ancak Fevzi Narcı için geri dönüş yoktu. O, hastane koridorlarında, ülkü yolunda verdiği son nefesten önce, son kararlılığını mühürledi. Boyun ve karın bölgesinden aldığı yaralar, onun hayata olan bağını koparmış, fakat davasına olan bağlılığını ebedileştirmişti.
Fevzi Narcı, 12 Temmuz 1976 günü, mücadele ettiği Ankara’da, bir işçi olarak girdiği hayat mücadelesini, bir ŞEHİT olarak tamamladı. O, korkunun değil, imanın ve adanmışlığın galip geldiği o son anda, yeryüzündeki görevini bırakıp destanlar âlemine yürüdü. İşçiydi; ancak bedeli hayat olan bir mücadelenin en yüksek mertebesini kazanarak, geleceğe ışık tutan bir meşale oldu.
"O artık sadece bir işçi değil, inandığı değerler uğruna canını feda eden, ebedî bir duruşun isimsiz kahramanıdır."