"Bırakın tarih yazmasın, onu yaşayanlar bilir; bazı genç ömürler, bir milletin vicdanında sonsuza dek nöbet tutar."
BİR İDEALİN TİTREYEN YÜREĞİ: DİLAVER ALTUN
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT DİLAVER ALTUN ismi, 1970’lerin zorlu coğrafyasında, Anadolu’nun yiğitliğe olan borcunun bir nişanesi olarak tarihe kazınmıştır. O, Samsun’un mert topraklarında, Havza’da (1955) dünyaya gözlerini açtı. Hayatı, doğduğu toprakların çilekeş ama onurlu mücadelesiyle yoğruldu. İlk ve ortaöğrenimini Havza’da tamamladıktan sonra, gençlik yıllarının heyecanını ve ülkülerini büyütmek üzere Samsun yollarına düştü ve lise eğitimini bu büyük şehirde tamamladı. Onun hayatı ne makamla ne de servetle yazıldı; o, sadece bir inancın fedaisiydi.
EMEKÇİ RUHUN ADANMIŞLIĞI
Dilaver Altun, Samsun Yenidoğan Mahallesi Aziziye Caddesi'nde, ailesinin yanında mütevazı bir yaşam sürüyordu. Mesleği, onu halktan ayıran değil, tam tersine halkın arasına katan bir kimlikti: O bir işçiydi, bir garsondu. Gündüzleri alın teriyle ekmeğini kazanırken, geceleri ise milletinin geleceği için nöbet tutan bir ülküdaştı. Elleri nasırlıydı, ama ruhu memleket sevdasıyla pırıl pırıldı. O, sıradan bir hayatın içinde, sıradışı bir fedakârlığa adanmışlığın en saf örneğiydi.
12 TEMMUZ 1979: KAHRAMANLIĞA SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1979, ay Temmuz'un sıcağıydı. Ancak Samsun'un üzerine çöken asıl ağırlık, ihanetin ve karanlığın soğuk gölgesiydi. Takvimler, Dilaver Altun’un hayatının en zorlu sınavını vereceği 12 TEMMUZ gününü gösteriyordu.
Onun kahramanlık yürüyüşü, bir savaş meydanında değil, gençliğin filizlendiği bir kapının önünde, Samsun Anadolu Lisesi’nin girişinde son buldu. O gün, namertçe bir pusu kurulmuştu. Hainler, düşüncelere ve ideallere tahammül edemeyenler, cesaretle yüzleşmek yerine karanlığı seçenler, Dilaver Altun’a kalleşçe ateş açtılar.
ŞEHADETİN SON KURŞUNLARI
Dilaver Altun, Anadolu’nun geleceği için attığı her adımın bedelini o an, dört kurşunla ödedi. Vücuduna isabet eden o dört kurşun, sadece bir gencin yaşamını değil, aynı zamanda o dönemin çalkantılı atmosferinde verilen şeref mücadelesini de simgeliyordu. Ağır yaralanan yiğit, hızla Samsun Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Ancak, ihanetin ateşi çok ağırdı. Hastane koridorlarındaki yaşam mücadelesi, ne yazık ki başarıya ulaşamadı. İşçi Dilaver Altun, henüz 24 yaşında, ideallerinin ve milletinin hizmetinde, son nefesini vererek ŞEHİTlik mertebesine yükseldi. O, korkakça kurulan pusulara karşı, yüreğiyle siper olmuş ve o karanlık günde Samsun'un topraklarına kanıyla bir yemin yazmıştır.
"Öyle ki; Samsun’un o yalnız caddelerinde düşen her yiğit, bu milletin bağımsızlık yemini olarak yeniden doğar."