"Bir milletin hafızası, sırtında taşıdığı fedakârlıkların ağırlığı kadardır. İşte bu ağırlık, ülkü uğruna hayatını feda edenlerin destanıdır."
KAHRAMANIN SOYU VE YÜREĞİ
Gaziantep... Milli mücadelenin ruhunu damarlarında taşıyan, her taşında bir direniş hikayesi gizli olan kutlu şehir. Mehmet Nuri Fırat, işte bu yiğit toprakların yetiştirdiği, adını davasına adamış bir kahramandı. Onun kimliği sadece nüfus cüzdanında yazan bir isimden ibaret değildi; o, 1980 yılının karanlık günlerinde ülkücü duruşun onurlu bir temsilcisiydi. Gaziantep’in Girne Mahallesi, Burhan Sokak’ta atılan her adım, onun memleketine olan sarsılmaz bağlılığının bir yeminiydi.
ADANMIŞLIĞIN TEZGAHI: GAZİANTEP ESNAFI
Kahramanlık, sadece savaş meydanlarında tecelli etmezdi; bazen en sıradan hayatın içinde, esnafın tezgahında da yeşerirdi. Mehmet Nuri Fırat’ın mesleği esnaflıktı. O, Eski Hal Pazarı’nda, şimdinin Köy Garajı olarak bilinen yerde, alın teriyle rızkını kazanırken, aynı zamanda ülkülerinin bekçiliğini yapıyordu. Dükkânının kapısı sadece ticarete değil, inancına ve adanmışlığına da açılıyordu. Bu dürüst yaşam, o zorlu dönemde, davasından asla taviz vermeyen bir duruşun simgesi haline gelmişti.
SON ADIMIN VAKİTLERİ
Takvimler, ihanetin gölgesinin en koyu olduğu günlerden birini, 12 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Gün boyunca şehrin karmaşasında, rızkını arayan Mehmet Nuri Fırat, dükkânının kapısını son kez kapattı. Evine, yuvasına doğru yola çıktı. O an, sokak lambalarının altında yürüyen bir esnaf değil, inançlarının bedelini ödemeye hazır, kadere doğru yürüyen bir yiğitti.
Ne var ki, omuzlarında taşıdığı ülküdaşlık nişanı, onu karanlık zihniyetlerin hedefi yapmıştı. Terörün çirkin yüzü, o akşam Gaziantep sokaklarında pusuya yatmıştı.
İHANETİN KURŞUNU VE EBEDİYET
Mehmet Nuri Fırat, adımları yuvasına yaklaştıkça, arkasında planlanan hainliği bilmiyordu. PKK’lı militanlar olan Hasan Serik ve Ahmet Cerenbelli, kahramanımıza alçakça bir pusu kurmuşlardı. Kahramanlık, düşmanla yüzleşmek ister, ancak hainlik, gölgelerde beklemeyi seçerdi.
Kurşunlar, esnaf önlüğünün altındaki kocaman yüreği hedef aldı. Mehmet Nuri Fırat, bir caddenin ortasında, evine giderken, inancının mührünü kanıyla toprağa vurdu. O gün, 12 Temmuz 1980’de, şehitlik mertebesine yükselerek, Gaziantep’in bir sokağını ebediyetin geçidi haline getirdi.
Onun son nefesi, bir davanın teslim alınamazlığını haykıran destansı bir çığlık oldu. O, bedenini feda ederek, karanlık güçlere karşı ülkücülüğün sönmeyecek bir meşale olduğunu kanıtladı.
"O, sadece bir dükkânın kapısını değil, ardında bir milletin kalbini kapatıp gitti. Şehitler ölmez; onlar, tarihin en çetin dönemecinde atılan en kararlı adımlardır."