“Bazı insanlar sadece yaşamaz; inançları uğruna bir kalkan olur ve o kalkanı yere düşürmemek için canını ortaya koyar.”
NEDİM KANDEMİR: İNANCIN VE ÇELİĞİN YÜREĞİ
İstanbul’un kaotik ve fırtınalı 1980’li yıllarında, Küçükçekmece Kanarya semtinde mütevazı bir esnaf, çelikten bir iradenin timsali olarak duruyordu. O, sadece bir elektrikçi değildi; o, milleti için atan bir Ülkücüydü. TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT NEDİM KANDEMİR, memleketin karanlığa teslim olmaya zorlandığı bir dönemde, ışığını ve duruşunu koruyan yiğitlerdendi. O, inancından taviz vermeyen Esnaflar Derneği’nin bir üyesiydi ve bu adanmışlık, onu hedef tahtasına yerleştirdi.
TEHDİTLERİN ORTASINDA BİR KAHRAMANLIK VİCDANI
Nedim Kandemir’in hayatı, huzurlu bir meslekten ibaret değildi; her günü bir mücadele, her gecesi bir nöbetti. Defalarca tehdit aldı, saldırılara uğradı. Onun geri adım atmayan milli duruşu, düşmanlarının kinini körüklüyordu. Baskı o kadar şiddetliydi ki, karanlık eller onu yıldırmak için en kutsal saydığı yuvaya bile el uzattı; evine bomba atıldı. Fakat o, bu terör dalgaları karşısında eğilmedi, sarsılmadı. O, korkunun değil, davanın adamıydı. Nedim Kandemir, tehlike ne olursa olsun, ait olduğu sancağın altında dimdik durmayı seçmişti.
O KARANLIK TEMMUZ GÜNÜ: SON YOLCULUK
12 Temmuz 1980... İstanbul semaları, bir kahramanın son yürüyeceği yola şahitlik ediyordu. O gün, insani bir görev için yola çıkmıştı: hastanede yatan bir yakınını ziyaret etti. Hayatın olağan akışına uyan bu fedakâr adam, otobüsle evine dönerken, kaderi onu çoktan takip etmeye başlamıştı. Peşinde, kinle bilenmiş iki devrimci solcu-komünist militan vardı; iki kızıl gölge, pusuda bekliyordu.
Nedim Kandemir otobüsten indiğinde, artık yalnız olmadığını biliyordu. İkamet ettiği mahalleye, tanıdığı sokaklara ayak basarken, ruhunda hissettiği tek arzu vardı: namaz kılmak, Yaradan’a sığınmak.
İMANIN EŞİĞİNDE SON NEFES VE EŞSİZ ŞEHADET
Takipçileriyle arasındaki mesafe kapanırken, ülküdaşımız son sığınağına, camiye doğru yöneldi. O, namazının huzuruna kavuşmak, yüreğindeki imanı tazelemek istiyordu.
Ancak düşman, onun bu kutsal arayışına bile saygı duymadı. Hain pusu, caminin tam kapısında kuruldu. Nedim Kandemir, ibadet mekânının kutsal eşiğinden içeri adımını atmak üzereyken, o karanlık an geldi. Onu durdurdular. Vurdular.
O, ne sokak ortasında kavgada düştü, ne de sinsice bir köşede yakalandı. Nedim Kandemir, Rabbine en yakın olduğu noktada, caminin kapısının tam eşiğinde şehit edildi. Bu son adım, onun ne kadar kararlı ve inançlı olduğunun destanı oldu. O, bedenini imanının kapısında kurban ederek, davasına olan bağlılığını sonsuzlaştırdı. 12 Temmuz 1980’de İstanbul’da bir esnafın kanı aktı; ama o kan, bir milleti aydınlatan meşaleye dönüştü.
“Bedeni bir kapının eşiğinde düştü ama ruhu, milletinin kalbinde sonsuzluğa ve şehitliğin en yüce makamına adım attı.”