"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir ülkü uğruna yakılan, son nefeste bile sönmeyen meşaleye dönüşürler."
ÇANKIRI’DAN YÜKSELEN YEMİN
O, sadece bir isim değildi; bir davanın, tertemiz bir yeminin simgesiydi. Adı Mehmet Ali Gözleme. Kimliği, doğum yeri olan Çankırı'nın dağlarından aldığı sarsılmaz bir Türk Milliyetçisi Ülkücü ruhla mühürlenmişti. Henüz 23 yaşındaydı, hayatının baharında, geleceğe dair tüm umutları ideallerinin saf ateşiyle harmanlanmış bir genç adamdı.
23 YAŞINDAKİ HİLALİN BEKÇİSİ
Kaderin ona biçtiği görev, sıradan bir memuriyetin çok ötesindeydi. Ankara’nın kalbinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapıyordu. Elleriyle yarınları inşa etmeye adanmış bu kurumda çalışması tesadüf değildi; o, millete ve eğitime adanmışlığın temsilcisiydi. Ancak onun asıl cephesi, İsmet Paşa mahallesinde, memleketin her köşesinde hissedilen kutuplaşmanın ortasında kurduğu duruşuydu. O, sadece bir meslek erbabı değil, çağının getirdiği karanlığa karşı ışığı savunan bir bekçiydi.
VURULAN SÖZ, BASILAN OCAK
Takvimler 11 Temmuz 1977’yi gösterdiğinde, Ankara bir kez daha kanlı bir hesaplaşmaya sahne olacaktı. Ankara-Dışkapı İsmetpaşa Mahallesi’ndeki mütevazı bir kahvehane, Mehmet Ali Gözleme ve ülküdaşları için sadece bir toplanma yeriydi; yüreklerini birleştirdikleri, mukaddes davaları üzerine sohbet ettikleri bir ocak. Ancak bu huzurlu an, kin ve husumetle bozulmaya mahkûmdu.
O kara günde, 7 Ekim 1980’de idam edilen devrimci solcu-komünist militan Necdet Adalı ve yoldaşları tarafından kahvehaneye alçakça bir baskın düzenlendi. Otomatik silahlar ateşlendiğinde, sadece havayı değil, ülküdaşlığın ve dostluğun kutsal bağını da tarıyorlardı. Bu kalleş saldırı anında, Mehmet Ali Gözleme’nin duruşu, sessiz bir kahramanlık ilanıydı. Korkuyla geri çekilmek yerine, ülküdaşlarının yanında, sözünün ve yeminlerinin bekçisi olarak kaldı.
KANLA MÜHÜRLENEN KARARLILIK
O çatışmada, hemen yanı başında bulunan ülküdaşı Sıtkı Aydın şehit edilirken, Mehmet Ali Gözleme de vücuduna isabet eden mermilerle ağır yaralandı. O anın dehşeti, kahramanlığının büyüklüğünü gizler. Belki bir siper oldu, belki son nefesine kadar direndi; ancak bilinen şudur ki, aldığı o ağır yara, onun davasından vazgeçmediğinin kanıtıdır. Onun bedeni mermilere hedef olurken bile ruhu, ülkülerin sancağını bırakmamıştır.
Henüz 23 yaşındayken, 11 Temmuz 1977 tarihinde, Ankara’nın o kanlı mahallesinde, fedakârlığın en ağır bedelini ödeyerek şehitlik mertebesine yükseldi. Mehmet Ali Gözleme’nin hikayesi, genç bir memurun sadece yaşamadığını; gençliğini, umudunu ve hayatını sarsılmaz bir kararlılıkla nasıl adadığını gösteren destansı bir mühürdür.
"Ve Ankara, 11 Temmuz 1977’de, 23’lük bir yüreğin, vatana adanmışlığın en ağır bedelini nasıl ödediğini unutmayacak kutsal bir toprak parçası olarak tarihe kazındı."