"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak bu hayatlar, koca bir millete yetecek kadar büyük bir imanla, şeref ve adanmışlıkla parlar."
KİMLİĞİ VE İDEALİNİN DOĞUŞU
O henüz on beş yaşındaydı. Hayatının baharında, ortaokulun son basamağında (3. sınıfta) bir öğrenci. Ancak Fuat Şahin’in ruhu, yaşadığı yılların çok ötesinde, çelikleşmiş bir ülküye sahipti. O, sadece bir genç değil, bir genç bozkurttu. Oyun çağı bitmeden, henüz sorumluluklar omuzlarına yüklenmeden, yüreğini memleket ve millet meselesine adamıştı. Yaşça küçük, fakat vicdanen, fikren ve ruhen devleşmişti. Ankara’nın Keçikıran Mahallesinde, vatanın sancılı bir döneminde, sırtında taşıdığı bu büyük idealdi ki, onu ülkesi için bir engel olarak görenlerin hedefi haline getirdi ve şehadete yürüttü.
ANKARA'NIN KOR ATEŞİNDE BİR ADANMIŞLIK
Fuat Şahin, 1978 yılının o kanlı yazında, vatanın geleceği için en zorlu mücadelenin verildiği cephede, Ankara’da duruyordu. Etraf, komünist militanların estirdiği terör fırtınasıyla çevriliydi. Ülkücü duruşu, genç yaşına rağmen sarsılmazdı. Onun alnı açık, yüreği paktı; bu yüzden ölümün kol gezdiği günlerde bile geriye dönmeyi düşünmedi. O, sadece bir öğrenci değil, inancının yiğit bir neferiydi.
KEÇİKIRAN’DA VAHŞET VE SANCILI 11 TEMMUZ
Takvimler 11 Temmuz 1978’i gösterdiğinde, Keçikıran Mahallesi’nde karanlık bir el hüküm sürüyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, mahallede dehşet saçmış, bir lastikçiyi vurmuş, ülkücü bir bakkalın dükkanını ise bombayla kana bulamışlardı. Terör, sokaklarda kol gezerken, genç Fuat Şahin o kanlı günde katillerin önüne çıktı.
O anda, karşısındaki kötülüğün niyetini, bu devrimci solcu-komünist militanların gaddarlığını derhal anladı. Durumun vahametinden kurtulmak, mücadelesine devam edebilmek için izini kaybettirmeye karar verdi. Bu, hayatta kalma dürtüsü değil, davasına hizmet etmeye devam etme kararlılığıydı.
SON ADIM VE VEFASIZLIĞIN GÖLGESİ
Fuat Şahin, içinde bulunduğu bu ateş çemberinden sıyrılmak ve canını korumak için, can havliyle bir evin bahçesine sığındı. Umudu, o anlık tehlikeden kurtulmaktı. Ancak tarihe kara bir leke olarak geçecek olan vefasızlık, tam bu anda belirdi. Evin sahipleri, küçücük bir bozkurt olan ülküdaşımızın saklandığı yeri, hiçbir vicdan süzgecinden geçirmeden katillere söylediler.
Gözleri dönmüş olan hainler, adres gösterilir gösterilmez, saklandığı yere yöneldiler. O an, Fuat Şahin için hayatının son anı, fakat destanının başlangıcı oldu.
14 KURŞUNLA YAZILAN ŞEHADET DESTANI
11 Temmuz 1978’de, Ankara’da, 15 yaşındaki bir fidan acımasızca kurşuna dizildi. Katillerin gaddarlığı o denli büyüktü ki, yapılan otopsi raporları, bu genç bedenden tam on dört kurşun çıkarıldığını ortaya koydu.
Fuat Şahin, on beş yaşında, davası uğruna, milletinin geleceği uğruna, yediği on dört kurşunla yüreklere kazınan bir kahramanlık örneği göstererek şehadete yürüdü. Onlarca kurşun, onun sadece bedenine nüfuz edebildi; ruhuna, idealine ve adanmışlığına asla dokunamadı. O, bu ülkü yolunda verdiği can ile ölümsüzleşen, genç yaşına sığdırdığı büyük fedakarlığın sembolü oldu.
"Fuat Şahin’in on beş yaşındaki kalbi, 11 Temmuz 1978’de sustu; ancak o günden sonra, şehadeti, vatanı için duruş sergileyen binlerce gence daima yol gösteren bir meşale olarak yandı."