"Bazı insanlar destanları yazmaz; sadece yaşar ve bir durakta beklerken bile vatanın nöbetini tutar."
KİMLİĞİ VE AİLE OCAĞI
Yozgat’ın yiğit toprağının, Akdağmadeni’nin Dayılar Köyü’nden filizlenmiş, adanmışlığın ete kemiğe bürünmüş haliydi Şehit Ali Yaşar. O, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir neferi, ülkücü bir kahramandı.
55 yaşındaydı; hayatın yorgunluğunu omuzlaması gereken bir çağda, o, tam on evladın ocağını ayakta tutan, dimdik bir çınar ağacıydı. Evliydi ve geride bıraktığı bu on fidan, onun bu dünyadaki en büyük mirasıydı. Ankara’da, Türközü-Bağcılar mahallesinde, mütevazı bir hayatın ve büyük bir sorumluluğun yükünü taşıyordu. O, sadece bir aile reisi değil, bağlı olduğu davanın da onurunun bekçisiydi.
ADANMIŞLIĞIN NÖBETİ
Mesleği, adı gibi bir görevdi: Bekçi. O, karanlık çağların en zorlu günlerinde, Ankara Yıldızevler karakolunda görev yaparak sadece yasayı değil, milletin huzurunu da koruyordu. Bekçilik, onun için sadece bir iş değil, sahip olduğu milliyetçi kimliğin doğal bir uzantısıydı; tehlikenin göbeğinde, uykusuz gecelerde bile kararlılığını koruyan bir adanmışlık yeminiydi.
O KARANLIK TEMMUZ SABAĞI
Tarih 11 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerine çöken kargaşa ve kaos, masumiyetin üzerine kurulan pusu günleriydi. Ali Yaşar, her sabah olduğu gibi, şerefle taşıdığı nöbetine yetişmek için evinden ayrılmıştı. Bademliler trafo durağında, sadece işine gitmeyi bekleyen, savunmasız bir memurdu.
Ancak pusunun dili, hainliğin dilidir. Bir grup devrimci militan, karanlık ideolojilerinin izlerini canice bir saldırıyla bırakmak üzere o durağı seçmişti. TKP/ML-TİKKO terör örgütünün silahlı saldırısı, bir karakol baskını değil, bir babaya, bir millete kurulan alçakça bir tuzaktı.
Silah sesleri yükseldiğinde, Ali Yaşar, bir kahramanın son direnişini sergileyerek değil, bir yiğidin canını vatanın huzuruna feda ederek, o durakta, alnı açık bir şekilde şehadete yürüdü. O, düşmana karşı cephede savaşmadı belki; ama bir milletin kalbine doğrultulan namlunun karşısına, vatan nöbetini beklerken geçerek, en büyük fedakarlığı gerçekleştirdi.
SON VEDA
55 yaşındaki bir dava adamının son nefesi, Ankara’nın soğuk sabahında, geride 10 yetim ve bir destan bıraktı. Şehit Ali Yaşar, sadece düşürülmedi; davasının ve milletinin onur bayrağını en yükseğe çekerek ebediyete uğurlandı.
Naaşı, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nın şerefli toprağına, bir sembol olarak defnedildi. O, hayatını mesleğine, kalbini vatanına adamış bir bekçiydi; ancak şehadetiyle, adını Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesine altın harflerle yazdıran bir kahraman oldu.
"Unutulmasın ki, vatan sevgisiyle yanan bir yürek, en sarsılmaz kale, en kutsal nöbet yeridir."