"Bazı ruhlar, hayatın en güzel çağında bile, vatanın sessiz çığlığını duyacak kadar asil doğar ve o çağrıya kayıtsız kalmaz."
YİRMİ BİR YILLIK DESTAN: SABRİ TAŞDEMİR
ANADOLU'NUN YÜREĞİNDEN BAŞKENTE UZANAN YOL
O, Kayseri’nin çilekeş toprağı Develi ilçesinin Fakılı Köyü’nde filizlendi. Adı: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT SABRİ TAŞDEMİR. Anadolu’nun dürüstlüğünü ve azmini ruhunda taşıyan bu genç yiğit, geleceğini inşa etmek üzere başkent Ankara’ya gelmişti.
ÇİLE VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Sabri, henüz 21 yaşındaydı; hayatın en umutlu, en bereketli çağında. Omuzlarında hem okulun hem de geçimin yükünü taşıyordu. Gündüzleri özel bir kuruluşta alın teri döken bir işçi, akşamları ise Bahçelievler Akşam Lisesi’nde ilim peşinde koşan bir öğrenciydi. İkamet ettiği Yenimahalle-Şentepe’de, sadece bir semt sakini değil, Yenimahalle Büyük Ülkü Derneği’nin adanmış bir üyesi, davasının bekçisiydi. Onun hayatı, gençlik hayallerini vatanın geleceği için feda etmenin çetin bir yoluydu.
SON NİŞAN, SON HUZUR
Sabri Taşdemir, yüreğinde taşıdığı bu büyük ülküye rağmen, kişisel hayatının en mutlu eşiğindeydi: Yeni nişanlanmıştı. Hayatının aşkıyla kuracağı yuvaya dair umutları, mücadelesine güç katıyordu. O, sadece ülküleri için değil, uğruna savaştığı bu yuva ve tüm ülküdaşları için de yaşıyordu. Ancak kader, ona bu huzuru uzun görmedi.
KADERİN ÇAĞIRDIĞI KARANLIK AKŞAM
Takvimler 08 Nisan 1978’i gösteriyordu. Ankara, siyasi fırtınaların hüküm sürdüğü bir kentti. Saatler 20.30’u vurduğunda, Sabri, Şentepe semtindeki Dostlar kahvehanesinde oturuyordu. O sırada, yaklaşık 20 ülküdaşımız için hazırlanan kötü planların gölgesi, kahvehanenin üzerine düştü. Kahramanımız, bu karanlık planın merkezindeki isimlerden biriydi.
SANDALYEDEN YÜKSELEN İSYAN: MÜCADELEYE ATILAN İLK ADIM
Dostlar kahvehanesine, devrimci solcu-komünist gruptan dört kişi girdi ve Sabri Taşdemir’i dışarı çağırdılar. Bu bir pusu, bir davet değil, bir infaz girişimiydi. Ancak Sabri, korkuyu yenerek, boyun eğmeyi reddetti. Dışarı çıkmak yerine, kahvehanenin içinde çatışmayı seçti.
Tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. O anda, eline geçirdiği bir sandalyeyi siper edinen Sabri, dört zorbanın üzerine kararlılıkla yürüdü. Silahlı pusu kurmaya gelen bu kişileri, sadece bir sandalye ve korkusuz bir yürekle kovalamaya başladı. O, geride kalmayı reddeden, davası için bir adım bile geri atmayan kahraman duruşun sembolüydü.
ŞEHADET: İNANÇ UĞRUNA ATILAN SON ADIM
Sabri Taşdemir, kovalamaca sırasında, saldırganları başarılı bir şekilde Fatih Camii civarına kadar sürmeyi başarmıştı. Ancak bu, karanlık planın sadece ilk aşamasıydı. Sabri’nin yiğitçe mücadelesini gören ve köşede pusu kuran 3-5 kişilik ek bir grup, o esnada ateş açtı.
Bir sandalye ile dört caniye kafa tutan 21 yaşındaki ülkü erinin destanı, bu hain ateş sonucu orada son buldu. Ankara toprağı, o Nisan akşamı, nişanlılık yüzüğü parmağında, elinde tuttuğu sandalyesiyle son nefesini veren genç bir yiğidin kanıyla sulandı. Sabri Taşdemir, ölümle yüzleşmekten çekinmeyen duruşuyla, sadece bir öğrenci değil, adını destanlara yazdıran bir Türk milliyetçisi olarak Şehitlik mertebesine yükseldi.
"O, yirmi bir yıllık ömrüne sığdırdığı son nefesiyle, korkunun üzerine yürüyen bir inancın ebedi adını tarihe yazdırdı."