"Bazı hayatlar, bahar filizleri gibi açarken, ülkenin çelikten yeminine feda edilir; Haluk Kaçağan da işte o 18’lik yeminlerden biriydi."
KONYA'DAN YÜKLENEN VAZİFE
Doğduğu topraklar, kadim Konya’nın manevi iklimiydi; ancak kader onu, hayatın zorlu sınavıyla genç yaşta tanıştırmak için İstanbul’a çağırdı. Türk Milliyetçisi, Ülkücü Şehit Haluk Kaçağan henüz 18 yaşındaydı. Gözlerinin feri henüz dünyayı yeni tanımaya başlamışken, omuzlarına bir dağ gibi vazife yüklenmişti.
Bir işçiydi o; alın teriyle ailesinin ekmeğini kazanmak için İstanbul sokaklarında bir oto tamircisinde çalışıyordu. Yetmezmiş gibi, ağabeyi, dönemin zorlu siyasi atmosferinde, POL-DER’li polislerin düzmece suçlamalarıyla hapse atılmıştı. Haluk, sadece bir idealist değil, aynı zamanda ailesinin son kalkanı, geçim yükünü tek başına taşıyan genç bir babayiğit haline gelmişti.
ADANMIŞLIĞIN GENÇ SİPERİ
Haluk’un hayatı, sadece tornavida ve anahtar seslerinden ibaret değildi. Bir elinde ailesinin sorumluluğu, diğer elinde ise milletinin geleceğine duyduğu sarsılmaz iman vardı. O, fırtınalı 1980 yılının karanlık günlerinde, ideallerini bir sığınak değil, bir duruş noktası olarak seçmişti.
İdeali uğruna mücadele eden her genç gibi, o da yorgunluğunu ülküdaşlarının arasında atıyordu. İstanbul’un Bakırköy İlçe teşkilatının, Bahçelievler semtindeki binasının altındaki kahvehane, onların dertleştiği, yarınları konuştuğu kutsal bir mekândı. 11 Temmuz 1980 günü, akşamüzeri çökerken, Haluk da buradaydı; sadece oturmuş, sohbet ediyordu. Silahı sözü, kalkanı imanıydı.
O KARANLIK TEMMUZ AKŞAMI
Tarih 11 Temmuz 1980'i gösterdiğinde, İstanbul gökyüzü bir yiğidin vedasına hazırlanıyordu. Haluk Kaçağan, etrafında güvendiği sesler ve yüzlerle otururken, ülkücü gençliğin masumiyetine, alçakça bir saldırı hazırlanıyordu.
Devrimci solcu-komünist militanlar, karanlık bir otomobilin içinden, pusu kurmuş bir korkaklık ateşiyle kahvehaneyi hedef aldılar. Bu, bir çatışma değil, inançlarından dönmeyenlere karşı düzenlenmiş planlı bir infazdı. Gençliğini, ailesini ve ideallerini koruyan o onurlu duruş, hain mermilerin hedefi oldu.
KAHRAMANLIĞA YAZILAN SON BÖLÜM
O karanlık anlarda, Haluk Kaçağan’ın son düşüncesi neydi? Henüz 18 yaşında, alnının terini ailesi için akıtırken, ülküdaşlarıyla masum bir sohbette yakalanan bu yiğit, kaçmadı, sinmedi. Onun üzerine yağan, sadece kurşunlar değil, aynı zamanda ülkeyi parçalamak isteyenlerin nefretiydi.
Haluk Kaçağan, kahramanlığın ve adanmışlığın en ağır bedelini ödedi. Hainler, inandığı değerlere duydukları öfkeyle 19 kez tetiğe bastılar. Her bir mermi, genç bir bedeni delip geçerken, aynı zamanda milletin hafızasına kazınan çelikten bir yemini mühürlüyordu. Haluk Kaçağan, inancından taviz vermeden, bir işçi olarak ailesinin yükünü taşırken, bir ülkücü olarak da davasının sancağını yere düşürmeden şehadete yürüdü.
"18 yıllık ömrüne sığdırdığı iman, bir kurşun yağmuruyla değil, milletinin ebedi vicdanına kazınan bir destanla mühürlenmiştir. O, 11 Temmuz 1980’de şehit düşen değil, adını destana yazan genç kahramandır."