"Vatan, uğruna aile bırakılan, 24 yıllık bir ömrün son nefesiyle dahi beklenen kutlu bir sevdadır."
YÜREĞİNDEKİ MİLLİYETÇİLİK VE YÜKLENİLEN YEMİN
Şehit Sıtkı Aydın. Bu isim, Çankırı’nın Şabanözü ilçesinden, Gümerdeğin Köyü’nün temiz havasını Ankara’nın çetin sokaklarına taşıyan bir ülkü neferinin mührüdür. Henüz hayatının baharında, 24 yaşında olmasına rağmen, sırtında taşıdığı sorumluluk dağlar kadardı. O sadece bir memur değildi; o, hayatını TRT çatısı altında devlete onurla hizmet etmeye adamış, Akdere Dereboyu mahallesinde ailesi için huzurlu bir yuva kurmaya çalışan bir baba, bir eşti.
ATEŞTEN GÖMLEK: ÜÇ ÇOCUK VE BİR DAVA
Sıtkı Aydın, evliydi ve gözleri gibi baktığı üç evladı vardı. O, gelecek nesillerin hür ve bağımsız bir vatan coğrafyasında büyümesi için her şeyi geride bırakabilecek yiğitlerdendi. Maddi bir kaygı taşımayan, sade bir devlet memuru kimliği, ruhunda taşıdığı Türk Milliyetçiliği idealinin gölgesinde kalıyordu. O, caddelerde yankılanan karanlık fısıltılara, ülkücü duruşuyla cevap vermeyi bir namus borcu saydı.
ANKARA SOKAKLARINDAKİ SON OCAK
11 Temmuz 1977 günü, takvimler bir kahramanlık destanının yazılacağı o kritik anı işaretliyordu. Sıtkı Aydın, ülküdaşlarının yegâne sığınağı, dertleşme yeri olan Dışkapı İsmetpaşa mahallesindeki kahvede, kardeşleriyle omuz omuza oturuyordu. Burası, sadece bir mekân değil, inançlarının ve kararlılıklarının sınandığı bir kale idi.
KURŞUN FIRTINASININ ORTASINDAKİ DURUŞ
O gün, kahpe bir pusu kuruldu. Solcu-komünist militan Necdet Adalı ve yoldaşları, inançlarına sahip çıkan ocağın üzerine, gözlerini karartan bir nefretle saldırdı. Makinalı tüfeklerin sesi, sohbetlerin yerini aldı. O kara saldırı anında, Sıtkı Aydın, geri çekilmek yerine, ülküdaşlarının üzerine yağan o dehşetli kurşun yağmurunun önünde bir set oldu.
ON ÜÇ KURŞUNLUK ŞEHADET
Düşmanın alçakça ve gaddarca sıktığı her mermi, Sıtkı Aydın’ın fedakâr bedenini hedef aldı. Sırtından tam on üç kurşun alarak, kelimelerle anlatılamaz bir cesaretle düştü. O mermiler, sadece bir bedene değil, bir ailenin mutluluğuna, üç çocuğun geleceğine ve bir davanın onuruna sıkılmıştı.
O, inandığı değerler uğruna gözünü bile kırpmadan, kardeşlerini korumak pahasına, Ankara topraklarına ebedi bir tohum olarak düştü. Bu, bir çatışma anı değil, bir adanmışlığın bedelini en ağır şekilde ödeme anıydı.
Yanında bulunan ülküdaşı Mehmet Ali Gözleme de ağır yaralandıktan sonra hastanede şehadet şerbetini içerek, Sıtkı Aydın’ın başlattığı kahramanlık zincirini tamamladı. O gün yaralanan diğer ülküdaşlarıyla birlikte, Sıtkı Aydın’ın adı, 11 Temmuz 1977 tarihine kanla yazılmış bir onur belgesi olarak kazındı.
"Sıtkı Aydın’ın son nefesi, karanlığa karşı yakılan bir meşale oldu; 24 yıllık ömrü, bir milletin ebedi davasına adanmıştır."