"Bazı insanlar ölüme, tıpkı inançlarına yürüdükleri gibi, vakarla ve sükûnetle yürürler. Sultan Karalı da onlardan biriydi."
KÖK SALDIĞI TOPRAKLAR VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
Karadeniz’in hırçın rüzgârları ve yemyeşil yaylaları arasında, 1956 yılında Rize'de açtı gözlerini. Şehit Sultan Karalı, sadece bu toprağın evladı olmakla kalmadı, aynı zamanda taşıdığı ruhla o toprakların asil bekçiliğine soyundu. Adı, Rize’nin sarp coğrafyasında, Türk Milliyetçiliği davasına duyulan sarsılmaz bir bağlılığın sembolü haline geldi.
Onun hayatı, ülkücü kimliğinde vücut bulan, hiçbir maddi karşılığı olmayan büyük bir adanmışlıkla örülüydü. Yaşadığı zorlu yıllarda, inançlarından dönmeyen, geri adım atmayan o yiğit duruşuyla, gelecek nesillere onurlu bir miras bırakmayı hedefledi. O, kuru bir biyografi maddesi değil, cesaretin ve fedakârlığın taşa kazınmış bir manifestosuydu.
11 TEMMUZ 1980: CUMA’NIN KARANLIĞI
Takvimler, ülkenin üzerine ağır bir sisin çöktüğü, kutuplaşmanın en derin acıları yaşattığı bir dönemi gösteriyordu: 11 Temmuz 1980. O gün, Rize’nin kader defterine kanla yazılacak son bir fedakârlık için tanıklık edecekti.
Sultan Karalı, en kutsal saatlerde, en huzurlu mekândan ayrılıyordu. İbadetini tamamlamış, ruhunu arındırmış bir şekilde, inancının sükûneti içinde Cuma namazı çıkışında yürüdü. Bilmiyordu ki, göğsündeki iman ateşi, dışarıda bekleyen karanlık tarafından söndürülmeye çalışılacaktı.
İMANIN SÜKÛNETİNDE SON YÜRÜYÜŞ
O an, Rize sokaklarında, imanın teslimiyetini taşıyan bir ruh ile ideolojik körlüğün beslediği hainlik çarpıştı. Devrimci solcu-komünist militanlar, en savunmasız, en masum anda, silahlarının gölgesini alnından yeni kalktığı secdenin üzerine düşürdüler.
Sultan Karalı’nın son anı, planlanmış bir mücadele sahnesi değildi; o, huzurdan çıkıp, hazırlıksız bir şekilde kahramanlığın ateş çemberine yürüdü. Alçakça ve kalleşçe düzenlenen o silahlı saldırı, ne bir uyarı verdi, ne de bir savunma şansı tanıdı. Sultan Karalı, inandığı değerler uğruna, zulmün ve kinin en acımasız biçimde vurduğu o anda düştü. Mesleği, unvanı ne olursa olsun; o gün, vazgeçilmez davasının sarsılmaz neferi olduğunu, canıyla ispatladı. Rize, o kara Cuma’da, en yiğit evlatlarından birini, hakikate şehit verdi.
ŞEHADETİN ÖLÜMSÜZLEŞEN ADI
11 Temmuz 1980, Sultan Karalı’nın fiziki varlığının sona erdiği tarih değil, adının destanlaştığı gündü. O, sadece bir saldırının kurbanı değil; inandığı ülkü uğruna canını feda eden, duruşunu canıyla ödeyen bir kahraman, bir Şehitti. Rize toprağına düşen her damla kanı, milliyetçi duruşun ne pahasına olursa olsun ayakta kalacağının sarsılmaz yemini oldu.
"Bazı isimler toprağa verilir; bazı isimler ise, ait olduğu davanın göğüne yıldız olur, ilelebet parlar."