"Öğretmenin vatan toprağına ektiği tohumlar, kanla sulandığında asla solmaz; onlar, milletin en büyük dersidir."
KİMLİĞİ VE ATEŞE ADANMIŞLIK
O, Bayburt’un kadim topraklarından, Kitre köyünden kopup gelmiş bir adanmışlık abidesiydi. Adı, Ahmet Turhan’dı; mesleği ise, karanlık bir çağda geleceği aydınlatmak: İlkokul Öğretmeni. Omuzlarında sadece ailesinin—altı evladının ve eşinin—sorumluluğu değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz ülkülerini gelecek nesillere taşıma yemini vardı. Yıllarca Anadolu’nun dört bir yanında görev yaparak, irfan ordusunun fedakâr neferi olmuştu. Ancak kaderi, hizmet aşkını, İstanbul’un kaynayan, fırtınalı sokaklarında bir direniş destanına dönüştürecekti.
İDEAL VE TEHLİKE ÇEMBERİ
Öğretmenlik görevini icra etmek için Şişli Gültepe Harmantepe İlkokulu'na tayin olduğunda, evi ile okulu arasındaki kısa mesafe, kısa sürede bir cephe hattına dönüşecekti. O, davasına sadıktı ve bu sadakat, dönemin komünist terör örgütlerinin hedef listesine girmesi için yeterliydi. Şişli’deki Kurtuluş Kuvayı Milliye İlkokulu’na atanması dahi, bu kahramanın üzerine çöken tehlike bulutunu dağıtamadı.
İlk saldırı, alçaklığın boyutunu gösteren bir uyarı ateşiydi. Takvimler 15 Ağustos 1979’u gösterirken, sabahın erken saatlerinde (08.15 civarında), Gültepe Buyruk Sokak’taki evinin önünde duran arabası, el yapımı bir bombayla havaya uçuruldu. Bu vahşi eylem sadece bir hedefi değil, masumiyeti de vurdu. Patlamanın yakınında bulunan 8 yaşındaki Cemil ve 15 yaşındaki Sinan Ulu kardeşler yaralandı. Bu olay, Ahmet Turhan'ın sadece kendisi için değil, etrafındaki herkes için nasıl bir ateş çemberinde yaşadığını acı bir şekilde ortaya koydu. O, tehdide rağmen duruşundan asla vazgeçmedi.
SON GÖREV: TAMİRHANEDE MÜCADELE
10 Temmuz 1980 Perşembe günü, Ahmet Hoca, Gültepe Ekmekçi Sokak’taki oto tamirhanesinde arabasını tamir ettiriyordu. Bu, onun hayatının en sade anlarından biri olmalıydı; oysa karanlık güçler uzun zamandır peşindeydi. Dev-Sol terör örgütünün gözü dönmüş elemanları, kahramanın yerini öğrendiler. Ahmet Tan ve Abdülkadir Bayram gibi şehitlerin katili olan hırsızbaşı Saleh Odabaşı ve çetesi, tamirhaneyi kuşattı.
Onlar, pusu kurmak için uygun anı sabırla beklediler.
KAHRAMANIN SON DİRENİŞİ
Bekleyiş bittiğinde, kurşunlar havayı yırttı. Saleh Odabaşı, önce 9 mm çaplı otomatik silahını çekti; ancak namlunun tutukluk yapması, mukadderatın ona tanınan kısa bir nefes alma anı oldu.
Vazgeçmediler. Katil, hemen ikinci silahına, 7.65 mm çaplı tabancasına sarıldı ve ardı ardına ateşledi. İlk dört kurşun hedefi bulamadı. Bu anlar, Şehit Ahmet Turhan’ın gösterdiği inanılmaz çevikliğin ve hayatta kalma azminin kanıtıydı. O, kurşun yağmurundan korunmak için can havliyle arabanın altına süzüldü.
Ancak gözü dönmüş hainlik, mertçe bir çarpışmayı kabul etmezdi. Gizlendiği yerden çıkarak, arabanın altına sığınan fedakâr öğretmene arkadan, en kalleşçe şekilde nişan aldı. Patlayan tek bir mermi, Ahmet Turhan’ın kafasına isabet etti.
Ağır yaralanan Ahmet Hoca, derhal hastaneye kaldırıldı. Bir gün boyunca, yalnızca kendisi için değil, vatan için verdiği büyük mücadeleye tutunarak direndi.
11 TEMMUZ 1980: EBEDİ ŞEHADET
O, 11 Temmuz 1980 günü, adanmışlık yemininin sonunu getirdi ve ruhunu teslim ederek şehadet mertebesine erişti. Yüreğini evlatlarına, aklını öğrencilerine, canını davasına adamış bu ilkokul öğretmeni, zalimlere karşı gösterdiği kararlı duruşla, ismini vatan topraklarına kanıyla yazdırdı.
Cenazesi, İstanbul’un şerefli mezarlıklarından Beşiktaş Ortaköy’de, idealleri için can veren büyüklerin yanına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Ahmet Turhan, sadece bir öğretmen değil, karanlığa karşı dik duran bir milliyetçi kahramandı.
"O, sadece hayatını değil, geleceği de öğreten bir dersti; ve onun son adımı, Türk Milletinin hafızasında asla unutulmayacak destansı bir imza oldu."