"O, ekmeğini ateşte yoğuran bir işçiydi; davasını ise çelikten bir imanda saklayan bir nefer."
KİMLİĞİ VE YÜKÜ
Gaziantep’in kadim ve yiğit topraklarında doğmuştu. Adı Cuma Çelik’ti. Onun hayatı, sıradan bir işçinin alın teriyle örülmüş destansı bir mücadeleydi. Mesleği, namusuyla kazanılan işçilikti. Kalbinde taşıdığı büyük bir yük ve büyük bir sevda vardı: Ailesi ve ideali. Evliydi, omuzlarında üç fidanın sorumluluğunu taşıyordu. Dördüncü evladı ise, babasının yiğitliğini görmeden, onun şehadetinden kısa bir süre sonra dünyaya gelecekti. Şehirde geçim sıkıntısı kapıya dayanınca, gönlü razı olmasa da, ailesini imkânsızlıkların zorlamasıyla tekrar köye yerleştirmek zorunda kaldı. O, ailesini korumak için çabalayan bir baba olduğu kadar, inancını yaşatmak için de bir neferdi; Ülkücü İşçiler Derneği’nin (ÜİD) adanmış bir üyesiydi.
ADANMIŞLIĞIN OCAK BAŞI
Hayatının cephesi, çalıştığı fırındı. O, sadece ekmek pişiren değil, aynı zamanda milli davanın nöbetini tutan bir ülküdaştı. 10 Temmuz 1980 günü, kaderin en acımasız ve karanlık tarihi, Gaziantep’in üzerine çöktü. Cuma Çelik, her zamanki gibi, ateşi kontrol ettiği, emeğin ve alın terinin en yoğun olduğu ocak başındaydı. O gün, vazifesinin başındaydı.
SON VARDİYA VE BÜYÜK BASKIN
Fakat 80’lerin o kanlı iklimi, işçinin ekmek teknesine dahi sızmıştı. Çalıştığı fırın, karanlık emeller besleyen devrimci solcu-komünist militanların hedefi oldu. Bu bir soygun ya da sıradan bir baskın değildi; bu, milli iradeye, alın terine ve Cuma Çelik’in temsil ettiği tüm değerlere karşı düzenlenmiş menfur bir terör eylemiydi.
Militanlar, fırını önce bomba ile vurdu, ardından kurşun yağmuruna tuttular. Ekmek kokan mekân, bir anda barut ve kan kokan bir savaş alanına dönüştü. O, ateşin tam ortasında, ocağın başındaydı. Saldırının dehşeti ve şiddeti, fırının duvarlarını sarstı; ama Cuma Çelik’in duruşunu sarsamadı.
EBEDİ ŞEHADET
Düşmanın alçakça saldırısı, ağır bir bedel talep etti. Ocağın başında, görevinin tam ortasında vuruldu. Kurşunlar ve patlamanın şiddetiyle ağır yaralanan Türk milliyetçisi Ülkücü Şehit Cuma Çelik, mücadeleyi bıraktığı yerde, fırının zemininde, ruhunu teslim etti. Olay yerinde şehit düştü.
O, sadece bir işçi olarak değil, vatanına adanmış bir kahraman olarak da son nefesini verdi. Şehadetiyle, henüz yüzünü bile görmediği dördüncü çocuğuna, yoksulluğa ve zulme boyun eğmeyen bir babanın onurunu miras bıraktı. Cuma Çelik, ekmeği için çalıştığı yerde, inancını canıyla mühürlemiştir.
"Fedakarlığın bedeli can ise, Cuma Çelik, ekmeğini yoğurduğu yerde, vatanın hamuruna kendi kanını katmıştır."